Küçük bir köyde Türkiye’nin yeri

Müge UÇAR
Müge UÇAR

  Malum son 20 30 yılda teknoloji öyle bir ivme kaydetti ki akıl-sır ermiyor. Dünyanın en ücra köşesinde minicik bir hadise dünyanın her tarafına intikal ediyor. Dünyada kimsenin gizlisi-saklısı kalmadı artık. Küçük bir köy haline döndü dünya teknolojik gelişmeyle.

     Bahsettiğimiz teknolojik gelişime 30-40 yıl öncesinde Amerika, gelişmiş Avrupa ülkeleri ve dünyaya haricinde tüm dünyanın ve insanların malı oldu herkes ama herkes bu gelişmeye ayak uydurdu. Sadece entegrasyon değil üretimde de herkes birbiriyle yarışır hale geldi Belki bazıları daha önce hamle ile teknolojiye söylene hatta nükleer teknoloji de öncelikli rol aldı.

     Artık sözü söyleme zamanı para teknoloji endüstriyel gelişim sosyolojik pozisyonları da önceledi para ve güç sahibi yaptı öncelikli ülkeleri 50 yıl önce dünya literatüründe hiçbir gücü söz sahibi olmayan Doğa süreleri Çin Hindistan Güney Kore Japonya gibi ülkeler üretimle ve teknoloji ile konuşmaya başladılar malum para ve güç konuşturur insanı da devletleri de.

     Soğuk savaş döneminde iki kutuplu dünya vardı: batı bloğu ve Sovyet bloğu. Kapitalist baskılar ve sosyal hadiseler sonucunda Komünist Sovyet Bloğu parçalandı. Amerika ve NATO ülkeleri daha bir güçlü görünmeye başladı. Başladı başlamasına da, para ve siyasi güç anlamında ezici üstünlüğüne rağmen karşı tarafta hatıradan çıkmayacak bir güç vardı. Neydi o güç? Nükleer güç! O kadar büyük bir kuvvet meydana getiriyordu ki açlıktan nefesi kokan minicik Kuzey Kore gibi devlet bile Amerika'ya kafa tutabiliyor ve hatta Amerika başkanını ayağına getirebiliyordu.

      Dünya bunları yaşarken ülkemiz Türkiye'nin durumu ne? Bin yıl öncesi Orta Asya'da yoğun olarak serpmişmiş Türk unsurları ve devletleri Harezmşahlar devletinin bir hatasıyla Moğol saldırısı ve istilasına sebep vermiştir. Moğol istilası Hazar denizin alt kısımlarına kadar Türk kabile ve devlet yapılarını itelemiştir. Bölgedeki Türkler 1071 Malazgirt Savaşı ile Anadolu'ya kapılarını açmış ve Türklerin (Türkiye Türk'lerinin) Anadolu'yu yurt edinmesini sağlamıştır. Büyük Selçuklular, Anadolu Selçukluları, Osmanlılar veya Türkiye Cumhuriyeti Anadolu'ya hakim olan Roma ve Bizans unsurlarını 1453 İstanbul'un fethiyle Anadolu'dan ve Rumeli'den atılmıştır. Ve hakimiyet Türklerin olmuştur.

     Bu Hakimiyet 16. asırda Viyana kapılarına dayanmıştır. Bu tarihi süreç içinde yüzlerce kez Türk ve Hristiyan unsurları karşı karşıya gelmiştir. Bu karşılaşmalarda çoğunda Biz Türkler galip gelmiştir ve sonunda da Türkiye Cumhuriyeti ile 1000 yıllık vatana imza atmış ve kadim ülke yapmışızdır.

     Anadolu ve Rumeli yurt yapmışız lakin bu toprakların eski sahipleri ve Viyana önlerine yanaştığımızda ki komşularımız bizi hiç unutmadı. NATO'ya girdik karşılığında hiç alakamız olmayan Kore Savaşı'nda askerlerimize şehit vererek. Batı bloğu normal şartlarda bizi NATO'ya almazdı. Sovyet korkusu ve boğazlar hakimi olmamız "farklı cephe açabilir" düşüncesiyle Kore zayiatı karşılığında NATO'da bulduk kendimizi.

    70 yıldır NATO'ya üyeyiz NATO üyeliğimiz esnasında silah sanayinde geri olmamızdan dolayı sürekli onlara muhtaç bir şekilde savunma sanayimizi kör-topal idame ettirdik. Bazen istediğimiz silahları verdiler, bazen vermediler. Nitekim Suriye Savaşı'nda ve Irak kargaşasında gerçek yüzlerini gösterdiler. Malatya da yalvaryakar ülkeye gelebilecek sıkıntılar için kurdukları patriot füzelerini yakın zaman sonra toplayıp götürdüler. Ülke idaresi bunları değerlendirmiş olmadı ki, yerli savaş sanayini ağırlık verdi. Son 10-15 yıldır büyük gayretlerle ve çoğunlukla yerli imkanlarla ve hatta mücadele ile savunma sanayimizin kullandığı envanterin %70'i yerli silahlardan oluştu. Savunma sanayimizde ürettiğimiz obüsler, tanklar, füzeler, savaş gemileri ve en göz alıcısı sihalarla artık biz de buradayız dedik. Dedik demesine de bu arada batı bloğu boş durmadı. Ayaklarının üzerine durmaya çalışan Türk ekonomisine çeşitli bahane ve yollarla darbeler indirildi. Bu bana şunu hatırlatıyor: Winston S. Churchill hatıralarından Türkiye mevzu gelince, Türkiye için düşüneceğimiz şudur: "Türkler yüzüstü süründüğünde elinden tutup dizlerinin üstüne kaldıracağız. Eğer ayağa kalkıp koşmaya başlarsa tekrar çelme takıp dizlerinin üstüne düşüreceğiz." Türk milletinin asker bir millet olduğunu savaşmaktan ve ülkesini muhafaza etmekten asla vazgeçmeyeceğini  bildiklerinden ve ülkemize saldırma cesaretini kendilerinde bulamadıklarından Churchill'in sözü uygulanıyor sürekli. Hristiyan Batı asla Türk'ün eski gücüne dönmesine müsaade etmeyecek. Anadolu'yu ellerinden almamız, Viyana kapılarına dayanmamız, batı tarafından hiç unutulmadı; biz unutmuş olsak da. Balkanlarda, Kafkaslarda akraba topluluklarımız onların uykularını kaçıyor. Tam bağımsız ekonomik özgürlüğüne kavuşmuş, askeriye açıdan tam teşkilatlı Türkiye, artık eskisi gibi coğrafi haritasına oraları katmasa bile, ekonomik siyasal, sosyal ve askeri entegrasyonlarla kuracağı bağlantılar batılıyı korkunç derecede rahatsız ediyor. •Güneyimizde kurulmaya çalışılan Terör devleti hevesi askeri açıdan müdahale ile sona erdirildi.

•Rusya ve Esad ile Suriye'de küçük çaplı bir savaşta ordumuzun gücü gösterildi.

•Libya'da Rusların en güvendikleri savunma silahlarına rağmen ve paralı askerlerine rağmen Haftere boyun eğdirildi.

 •Her keza Karabağ savaşı Türk dayanışmasını ve gücünü bir kez daha ortaya koydu.

•Katar'da Kızıldeniz'de, Somali'deki Türk Devleti askeri unsurları artık bölgesel bir gücü ortaya koydu.

•Afrika'da kurulan ticaret siyasi ve sosyal bağlar da düşmanın uykusunu kaçırıyor.

Hataydı veya yanlıştı Mısır BAE, Suudi Arabistan'la süren 10 yıllık soğukluğumuz ülke idaresi tarafından atılan yeni adımlarla toparlanıyor.

Ekonomik sıkıntılar var. Evet! var. Fakat "bağımsızlık mı, özgürlük mü, para mı?" denklemi insanın aklına geliyor. Fakat çoğu Türk insanının buna vereceği cevap önce bağımsızlıktır. Para ile ilgili sıkıntılar iç politikaya etkileyebilir. Para bugün olur, yarın olmaz. Sonra yine olabilir. Lakin kaybedilen özgürlüğün geri döneceğini düşünmek saftiriklikten başka bir şey değildir. Bağımsızlık Türk'ün en birinci karakterdir.

     Dünyanın durumu ortada  İki yıldan fazla süren hastalık kaosu, insanlık tam rahata ereceği düşünüldüğünde Ukrayna-Rusya Savaşı üstüne tuz biber ekmiştir. Yakın coğrafyanın özellikle Avrupa ve Asya'nın kaderini etkileyen bir savaş olmuştur. Bölgenin petrol, gaz, kömür, ağaç, buğday ve ayçiçek yağı gibi kaynakların coğrafyasında meydana gelen bu savaş Avrupa'nın ve Asya'nın ekonomik, siyasi ve askeri dengelerini bozmuştur. Ukrayna'nın başında bulunan   Zelenski batının gazına gelerek dünya devi Rusya'ya kafa tutmuş ve ülkesinin önemli şehirlerini yerle bir ettirmiştir. NATO ve Amerika komşu mahallesi külhan beyi olan ( Ukrayna) dev gibi bir kabadayıya( Rusya) kafa tutturarak horoz dövüşü izlemektedirler. İşin temelinde yatan Amerikan ve Amerika'yı yöneten para babalarının tek kutupta dünya istemeleridir. Dünyanın tek jandarmalığına talipliğin önündeki en büyük engel Rusya olarak görülmekte ve Rusya denenmektedir.  Biten soğuk savaş dönemi yeniden hortlamıştır. Rusya bu zorlamanın karşısında nereye kadar dayanacak düşüncesiyle imtihan edilmektedir. Bir de Çin meselesi var. Onu da Tayvan mevzusu ile imtihana hazırlamaktalar. Sessiz ve derinden yürüyen Çin, dünya ekonomisindeki büyük payını kaybetmemek için sakin görünse de, kapitalist görünen düzene rağmen, komünist idaresi ile askeri açıdan hangi düzeye gelmiştir bunu kimse bilmiyor.

       Bir de Hindistan meselesine göz atacak olursak, dünyanın en kalabalık ikinci ülkesi ve nükleer ülkesi Rusya ve Çin'e yakınlaşmasını engellemek için Rusya'dan S-400'den almasına rağmen aynı Türkiye gibi hep F-35 ile Amerika'ya yakın tutulmak isteniyor.

     "Beklenen 3.büyük harp kimler arasında olacaktır" diye bir soru herkesin aklında. Batı bloğu doğu bloğu ile savaşabileceği düşünülecek olursa; Rusya, Çin, İran, Hindistan doğu yer alabilir mi? Bu bloğu parçalamak için son dönemde Amerikan karşıtı tavırlarıyla bilinen Pakistan devlet başkanı da devrilmiştir. 

     En son sahneye konulan oyun İsveç ve Finlandiya’nın NATO'ya alınarak Rusya'nın burnunun dibine girilmesidir. Burada Türkiye'nin pozisyonu çok önemli. Çünkü Türkiye karşıtı bütün hareketlerin ve terörist ülkelerin ana kaynaklarından biri özellikle İsveç’tir. NATO'ya oy birliği ile üye kabul edildiği için Türkiye’nin retti ile bu hadise sonuçlanacak mı? Veya Türkiye karşıtı göstermelik tavizler ile bu ülkeler NATO'ya alınacak mı? 80'li yıllarda Yunanistan'a açılan kapının bugün başımıza açtığı belalar ortadayken. Belki de daha ileri bir hareket ile bu mesele sonuçlanabilir.  Türkiye'nin NATO'ya üyeliği sonlandırılabilir. Bu senaryoda tahterevallinin ortasında duran Türkiye bağımsız mı kalacak? Yoksa doğu bloğu ile mi hareket edecek? Bence yapmamız gereken en kısa sürede en uzun menzilli ve S-400'lerden daha güçlü savunma füzelerimizi yapmayı başarmak, en kaliteli uçakları ve daha ileri boyutta uçak gemilerini yapmayı başarabilmemiz gerekiyor. Neden bunları yazıyorum? Nükleer silahımız yok. Futbol tabiri ile atanın ve tutanın iyi olacak. Düşmanın attıklarını tutacak savunma sanayine en kısa sürede ulaşmamız gerekiyor. Bunu yapabilecek zeki, bilgili, azimli donanımlı mühendislerimiz var. Bu hadise ülke idaresi tarafından destekleniyor.  Bugün cüce Yunanistan ile sınanmak çok sorun olarak görülmese de ortada kaldığımız sürece belki sorun olmazda tahterevallinin herhangi bir tarafında üçüncü harpte havada uçuşan füzeler ve nükleerlerden  kendimizi korumak imkansız olur.

     Çok mu kötümserim? Dünya da hiç mi iyi şeyler olmuyor? Belki! Lakin barışta ter dökmeyen savaşta çok kan kaybeder.

Hepinizi Allah cc emanet ediyorum.

- Kocaeli Koz, Müge UÇAR tarafından kaleme alındı
https://www.kocaelikoz.com/makale/10372344/muge-ucar/kucuk-bir-koyde-turkiyenin-yeri