banner521


Vatikan, çözüm süreci, dinler arası diyalog ve gizli kardinal


Gökhan Karabulut

Gökhan Karabulut

08 Mayıs 2020, 17:09

Eminim Vatikan ile ilgili onlarca makale ve kitap okumuşsunuzdur. Türkiye’nin yakın tarihinde yaşanan çözüm süreci, dinler arası diyalog ve FETÖ, PKK yapılanmasını analiz etmek için size Vatikan’ın koridorlarında bir seyahate çıkarayım.

Öncelikle Vatikan’ın gizli ilişkilerini anlatayım sizlere. Vatikan’ın serveti hepimizin malumu bilinmemektedir. Yıllık gelirlerinin bir kısmı açıklanır bir kısmı ise sümen altı yapılır fakat gel gelelim tam mal varlığı ile ilgili pek bilgi yoktur. Vatikan maliyesi yılda iki kez incelenir. Mali komisyonlarda kardinaller ve başkan yer alır.

Vatikan şu anda dünyanın en zengin ülkelerinden biridir. Sosyalist bir üst akıl ile yönetilir. Bazı Vatikan uzmanlarına göre de, Vatikan Sosyalis- Tanrı Devlet sayılmakatadır.

Dünyada insanları en çok sömüren bir sistem inşa etmiştir Vatikan. Dünyada en az maaş alan insanlar burada yaşamaktadır. Buna rağmen toplam 1000 kişiyi geçmeyen Vatikan bürokrasisi, 2500 işçisiyle dünyanın en kalabalık dinsel topluluğunu (yaklaşık 900 milyon) hiçbir aksama olmadan yönetmektedirler. Karşılığında ise Papa’nın yaptığı şükran duasıdır.

 Vatikan’ın gelir kalemleri arasında medya çok iyi yer işgal etmekte. Vatikan’ın günlük, haftalık, aylık olmak üzere 200’den fazla dergi, gazetesi, 154 radyo istasyonu ve 4 TV kanalı vardır.  Vatikan'ın gelirleri sadece bunlar değildir. Vatikan, dünyanın önde gelen birçok şirketinde hissedarıdır. Çeşitli ülkelerde sayısız gayrimenkulü vardır. Birçok bankanın ortağıdır. Özellikle giyim ve turizm sektörlerinde de kazançlı yatırımları ve ortaklıkları vardır.

Peki, bu kadar servete ve güce sahip olan Vatikan içerisinde iktidar savaşları nasıl yapılmakta? Gelin ona da bir bakalım. Vatikan’da etkileri ve güçleri olan altı akım vardır. İkisi laik, dördü ise dinsel nitelikte olan yapılardır. Laikler Opus Deı ile Malta şövalyeleridir. Opus Deı 65 yıllık bir öğüttür. Neden bunları yazdığımı ileriki satırlarda daha iyi anlayacaksınız, biraz sabır. Opuc Deı Vatikan’da en etkili kurumdur. Gizli bir örgüt yapılanması olarak çalışır Opus Deı ve tüm üyeleri de Katolik’tir. Her örgütten sorumlu kardinalleri vardır ve bunların dokunulmazlıkları vardır.

Malta Şövalyeleri ise öncekinden çok daha eski ve köklü, aristokratik bir örgüttür. Bu da önceki gibi kapalı devre işleyen bir örgüttür ve ününü Türklere karşı Katolik inancını savunarak edinmiştir. İlkin Rodos'ta kurulmuş, burası Osmanlı'nın eline geçince Malta'ya sürülmüşlerdir. Türklüğe ve İslamiyet'e kökten karşı bir örgüttür. İlginçtir ki bu sofu Katolik örgütü ölümünden bir yıl önce Turgut Özal'a özel statü sağlayarak onursal üyelik beratı vermişti…

Gelelim şimdi Vatikan’a bağlı olan dinsel akımlara; Bunlardan biri Dominiken tarikatıdır. Ortaçağ Engizisyon mahkemelerini Dominiken tarikatı kurmuştur. Sonra Dominiken tarikatının ardından Fransisken tarikatı geliyor. Fransisken tarikatı yoksullardan yana olan bir akımdır. Ve daha sonra geçen yıl kaleme aldığım FETÖ yapılanmasıyla örtüşen Cizvitler tarikatı geliyor. Cizvitler Vatikan içerisinde sözde entelektüel kesimi oluşturuyorlar. Cizvitler için öncelik ‘Papalık makamıdır.’’ Bu nedenle de bu anlayışla birçok papaya karşı çıkmakla biliniyorlar. Cizvitler Vatikan’da ki güç savaşının içerisinde en hızlı misyoner hareketi olan yapı olarak biliniyor.

Türkiye’de ilk misyoner okulunu 1583 tarihinde Karaköy’de açan Cizvitlerdir. Karaköy’de Saint-Benoit Lisesini hayata geçiren Cizvitler açtığı okul hala faaliyettedir.

Vatikan tarihinde bugüne süre gelen Cizvitler ve Opus Deı arasındaki rekabet Hristiyan camiası tarafından bilinmekte. Anlayacağınız laikler ile dinsel akımlar Vatikan’da güç savaşı yıllardır süregelmekte.

Sıkıldınız değil mi? Az kaldı Vatikan’ın Türkiye’deki dinler arası diyalog, PKK ve FETÖ yapılanmasına gelmeye. Vatikan’daki güçler savaşını anlatmadan Türkiye’de ki şer organizasyonları anlatmak eksik kalır çünkü.

Yani kısaca Vatikan demek tanrı krallığı demektir.

Şimdi size en önemlisi olan ve Türkiye’ye uzanan Papa’nın gizli kardinallerini anlatayım. Sizde Türkiye üzerinde uzun yıllardır oynanan oyununu, satranç taşlarını akıllıca yerli yerine koyun.

Papanın gizli kardinalleri kimlerdir?

16 Nisan 1995 tarihinde Papa 2. John Paul, St. Peter meydanını dolduran 200 bin kişiye Paskalya mesajını okuduğu metninin içeriğini kaleme alarak giriş yapayım. Papa Paul ilk defa Paskalya bayramında politik bir konuşma yaparak, siyasal haklar edinmek için silahlı mücadele veren örgütleri bizzat dile getirerek,’’Özellikle Kürtleri, Filistinlileri ve Latin Amerika'daki grupları siyasal haklar elde etmek için silahlı mücadelede bulunmaya son vermeye çağırıyorum. Toplumda karşılıklı kabule ve saygıya dayalı kullanılabilir çözümün tek yolu vardır. Diyalog. Ben onları bir an önce diyalog başlatmaya çağırıyorum.’’ İfadesini kullandı.

Bu Papalık çağrısından sonra çok ilginç gelişmeler yaşandı. İlkin Belçika'da, sonra da Almanya'da "Diyalog" grupları oluştu. Hemen ardından 1995 yılının Eylül ayında "PKK diyalog istiyor" sesleri yükseltilmeye başlandı. Bunları "Türkiye diyalogdan kaçıyor" şeklindeki Batı basınının manipüle edilmiş, haberler izledi. Türkiye yeniden insan hakları örgütlerinin boy hedefi haline getirildi.

Vatikan'ın ve onun bürokrasisinin Türkiye'deki siyasi gelişmelerle doğrudan ve açıklanmış iradeyle ilgilenişi işte bu 16 Nisan Paskalya konuşmasından sonra hız kazandı. Ne hikmetse bu dönemde o güne değin Diyalog sözcüğünü telaffuz bile edemeyen bazı çevreler birdenbire "Din" aşkına "Diyalog ve Hoşgörü" toplantıları düzenlemeye başladılar. Kim olduğunu tahmin ediyorsunuzdur?

Papa Paul’un açıklamalarının ardından Mayıs 1995 tarihinde The Catholic isimli yayın kuruluşu Türkiye aleyhinde tek taraflı bir haber yaptı. Haberin ardından, Amerikalı Cumhuriyetçi Senatör John Porter'ın "Türkiye'de Kürtlere jenosit uygulanıyor" şeklinde açıklama yaparak,’’ Müslüman Türklerin elindeki Ankara Hükümeti'nin başta Kürtlere, Ermenilere, Süryanilere ve Rumlara baskı yapıyor’’ dedi.

Aynı dönemlerde terör örgütü lideri Fethullah Gülen Papa 2. John Paul’u Vatikan’da ziyaret etti, dinler arası diyalog çalışmaları hız kazandı.

2000’li yılların başında Türkiye PKK terör örgütüyle masaya oturmaya zorlandı. Dağdaki eşkıya ile sözde barış sürecine girildi.

Büyük fotoğrafı görebiliyor musunuz? Taşları yerine koyabiliyor musunuz?

Terör örgütü lideri Gülen Papa 2.Paul ile görüştükten sonra, Türkiye başta olmak üzere Asya’da bulunan Türki devletlerinde dinler arası diyalog adı altında misyoner çalışmalar hız kazandı. Sözde diyalog masaları kuruldu… Dağdaki teröristlerle diyalog hız kazandı.

Vatikan ve Türk devletleri üzerinde yaşanan bu operasyonların ardından 2. John Paul sessiz sedasız bir atama yaptı. Kardinaller komitesine 20 isim yerleştirdi. Böylece bu Papa'nın ölümünden sonra yapılacak olan seçimde oy kullanma hakkına sahip olan kardinal sayısı 122'ye yükseltildi.

Neden burası Türkiye için çok önemli, okuyun…

Yeni kardinallerden ikisi Amerikalıydı. Bunlardan biri Türkiye'deki "Diyalog ve Hoşgörücüleri" yakından tanıyan Şikagolu Francis Kardinal George, diğeri de eski Denver Başpiskoposu James Kardinal Stafford'du. Ancak önemli olan burası değil.

Papa 2. John Paul neredeyse 100 yıldır uygulanmayan bir "Papalık Hakkını" da bu atamalarda kullanmıştı. Vatikan terminolojisinde belirtilen gizli kardinal ataması yapılmış olmasıydı.

Yani,’’ Kilisenin bağrına bastığı gizli evladı’’

 Neden gizlidir bu kardinaller?  Bizzat 2. Paul’un dediğine göre,’’ kimliklerinin açıklanması halinde ihanetleri nedeniyle kendi ülkelerinde öldürülebilecekleri ihtimali bulunmaları’’

Peki, bulundu mu bu yirmi kişi arasında yer alan iki gizli kardinal?

Biri deşifre oldu, Çin Halk Cumhuriyetinde bir din adamı…

Peki diğeri?

1998 tarihinde 2. Jouh Paul’u ziyaret eden, dinler arası diyaloğun Ortadoğu, Asya ve Afrika’da örgütlenmesini sağlayan Fethullah Gülen olmasın?

Şüpheniz olmasın…

Sevgiyle kalın.

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Ahmet - 3 hafta önce
Dolu ve hakikatleri haykıran yazı için teşekkürler.
Avatar
Mark pol Saton - 3 hafta önce
Güneş batıdan doğduktan sonra, iman etmenin bir anlami ve değeri yok.