Yağma suçu hakkında mülahazalar

Yağma suçu, 5237 s.TCK m.148, 149 ve 150’nci maddelerde düzenlenmiş bulunan ve yeni nesil sayılmayan bir suçtur. Hakkında teferruatlı tanımlar ve irdelemeler yapmamakla birlikte bazı incelemelerde bulunacağız.

Yağma olarak kanunda kabul edilen suçlar, esasında şahıs üzerinde cebir veya tehdit kullanmak suretiyle “ hırsızlık”tan ibarettir. (1) 

Ancak “faydalanmak niyeti” ile hareket edilen hallerde yağma kabul olunur. Cebir ve tehdidin kullanılması ve suçun mala karşı işlenmiş bulunması her zaman yağma manasında değildir. Zira diğerine zarar vermek niyeti veya onu imkanlarından mahrum bırakmak gibi saiklerle de suç işlenmiş olabilir. (2) Örneğin, bir kimsenin telefonunu kırmak için ondan zorla alan ve duvara fırlatan kişinin fiilini mala zarar verme suçu kapsamında değerlendirmek gerekir. (3)  

Garraud, cebri hırsızlıkta failin daha korkunç bir kimse olduğu, bu çeşit hırsızlıklarda suçun mevzuu olan mülkiyet hakkına vaki(olan) zarara, kişi hürriyetine verilen zararın eklendiği, cebrin mağdurun kendini müdafaa imkanını azalttığı, şahısların emniyeti bakımından bir tehlikenin ortaya çıktığı, kısacası amme telaşının arttığı fikrindedir.(4) Bu oldukça eski ve suçun hakiki çıkış noktasını tasvir eden bir tanımdır. O halde fail, tehdit ya da cebirle mağdurun direncini kıracak ya da onu korkutacak ve bu şekilde bir malı teslime veya malın alınmasına karşı koymamaya mecbur bırakılacak. Peki bu bahsedilen cebir veya tehdidin elverişli olup olmadığı aranmalı mıdır? Ortalama bir insanı, kendisinin veya yakınının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırı gerçekleştireceği ya da malvarlığı itibarıyla büyük bir zarara uğratılacağına yönelik bir tehdit yöneltildiğinde korkutmayacak bir tehdit, yapısı itibariyle “korkak, ürkek” olarak tanımlanabilecek birisine yöneltildiğinde yine “yağma” suçundan bahsedebilecek miyiz? Bunun cevabı, madde gerekçesinde de ifade edildiği üzere olumsuzdur. Nitekim 149’uncu maddenin 1’inci fıkrasının “e” bendinde belirtilen “beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişilere karşı” işlenmesi hali, suçun ağırlaştırıcı nitelikli hali olarak düzenlenmiştir. Beden bakımından, ileri derecede yaşlılık, mamullük, uyku hali, felçli; ruh bakımından ise akıl hastalığı, akıl zayıflığı gibi haller anlaşılır. “Çekingen kişilik bozukluğu” ya da ”kaygı bozukluğu” tanısı konmuş bir insan elbette ki daha ürkek daha korkak olabilir. Burada iki ihtimal ortaya çıkıyor. Ortalama bir insanın korkmayacağı tehdit halinde, ya sanığa yağma suçundan ceza verilemeyecek ya da ağırlaştırıcı nitelikli hal uygulanacak. Burada “ çocuk”ların ağırlaştırıcı nitelikli hallerde sayılmaması ve onların, ortalama bir insana nazaran daha ürkek olma ihtimallerinin fazla olması konusu eleştiriye açıktır.

Ek olarak uyku ve sarhoşluk hallerinde bu suçun işlenebilip işlenemeyeceği meselesi münakaşalıdır. Bir görüşe göre mağdurun kendisinin yağmalandığını fark etmesi aranmadığı için, uyku halinde olan veya sarhoş kişilere karşı da cebir uygulanabilir ve dolayısıyla “yağma” suçu da işlenebilir. (5)  Bu görüşü kabul etmek mümkün değil. Madem ki suçun var oluş sebebi kişinin kendini müdafaa imkanının ortadan kalkması; o halde zaten uyuyan ya da sarhoş bir kimsenin kendini müdafaa şansı bulunmadığından, bu hallerde koşullar gerçekleşirse kasten yaralama ve hırsızlık suçlarının işleneceğinin kabulü gerekir.

“..sanıkların alkol almayı sürdürdükleri, mağdurun da yemek yediği, alkol alan sanıkların bu sırada taşkınlık yaparak, masadan kalkmak isteyen mağduru omzundan elleriyle bastırmak suretiyle oturttukları, aralarındaki konuşmadan sonra yemek parası olarak ödenmek amacıyla mağdurun yirmi beş bin lirayı masa üzerine bıraktığı, sanıkların bu parayı alarak yemek bedelini ödedikleri savunma ve bunu doğrulayan tanık anlatımları ile dosya içeriğinden anlaşılmaktadır. Mağdur sanıkların binmekte olduğu taksiye kendi iradesiyle binmiş, Dikili’de ineceğini söylediği halde, orada inmeyerek sanıklarla birlikte Yolçatı’ya gelmiş onlarla lokantada yemek yemiştir. Bu aşamaya dek kendisinden para istendiğini lokantada çalışanlar dahil kimseye söylememiştir. Gasp(yağma) suçunu işlemek isteyen failin bu suçu kimsenin bulunmadığı bir yerde işleyeceği doğaldır. Oysa ki olayda sanıklar mağduru kimsenin bulunmadığı bir yere götürmek şöyle dursun, bir çok kimsenin bulunabileceği bir lokantaya götürmüşlerdir. Böyle bir davranışı seçerek gasp suçunu işlemeleri yaşamın olağan akışına uygun görülmemektedir…” CGK., 04.02.1991, 6-355/11 (6)

1991 yılına ait bu Ceza Genel Kurulu kararında mağdur yemek yiyor ve sanıklar da içki içiyor ve henüz o gün tanışmışlar. Kararda yağma suçunun oluşmadığı, çünkü mağduru kalabalık olabilecek bir yere götürdükleri ve onun diğer paralarını almadıkları ve bu sebeplerle suçun oluşmadığı şeklinde gerekçelendirilmiş. Burada karar doğru fakat gerekçesi eksiktir. Çünkü, mağduru nerede tehdit ettiği ya da malının ne kadarını aldığından yola çıkarak sonuca ulaşmak her zaman isabetli olmayabilir. Mağduru omzundan elleriyle bastırmanın, onun hesabı ödemesiyle arasındaki illiyet bağı kurulamamış. Mağdurun soyut beyanı dışında bir delil bulunmamaktadır. Suçun oluşmasından bahsedebilmek için uygulanan cebir veya tehdidin suçun oluşması için gerekli olan sonuca yönelik olması şarttır.

-“Önemli olan, başvurulan cebir ve şiddetin, malın alınmasının ayrılmaz bir parçası olmasıdır. “ (7)

-“Yağma suçunun oluşabilmesi için cebir veya tehdidin baştan itibaren mağdurun malı teslimine veya malın alınmasına karşı koymamasına yönelik olması gerekir.” (8)

-“Cebir veya tehdidin uygulanması ile malın alınması arasında nedensel bir ilişki bulunmalıdır.” (9)

*Haftanın Sözü*

Adliyede, Ağır Ceza Mahkemesinde şuamı bekliyordum, bir evvelki davanın sanığını jandarmalar sürüklercesine salondan çıkarmağa çalışıyorlardı. Sanığın biraz evvel mahkum edildiği anlaşılıyordu. Sanıkla Başkan arasında şu konuşma geçti:

-Sayın Yargıçlarım, pişmanım, iyi insan olacağım,

-Olmazsın,

-Neden?

-Biz öyle karar verdik.(!) (10)

(1)    Antolisei (Manuale di diritto penale, Parte, speciale), I, n.61; Puglia, Dei delitti contro la proprieta (Enciclopedia..), s.216; Manzini, VIII, n.2587; (naklen) Faruk Erem, Türk Ceza Kanunu Şerhi, c.3, s.2399, Ankara, 1993

(2)    Manzini, c.VIII s.2592; Puglia s.222; (naklen) Faruk Erem, Türk Ceza Kanunu Şerhi, c.3, s.2407, Ankara, 1993

(3)    Tezcan-Erdem-Önok, Ceza Özel Hukuku, s. 822, Ankara, 2020

(4)    Carrara (Programma..), c.6, s.2118; Garraud, c.4, s.2482; (naklen) Faruk Erem, Türk Ceza Kanunu Şerhi, c.3, s.2400, Ankara, 1993

(5)    Eser, in. S/S, 249 NO.4; Tröndle/Fischer, 249 no.4.; (naklen) Tezcan/Erdem/Önok, Teorik ve Pratik Ceza Özel Hukuku, s.798, Ankara, 2020

(6)    Savaş-Mollamahmutoğlu, Türk Ceza Kanununun Yorumu, c.4, s.5027, Ankara, 1995)

(7)    Tezcan-Erdem-Önok, Ceza Özel Hukuku, s. 798, Ankara, 2020

(8)    Doğan Soyaslan, Ceza Hukuku Özel Hükümler, s.405, 2020

(9)    Koca/Üzülmez, Türk Ceza Hukuku, Özel Hükümler, s.599

(10)Faruk Erem, Bir Ceza Avukatının Anıları, s.35, Ankara, 2014

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Umut Aras Ayhan - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Koz Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Koz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Kocaeli Koz editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Kocaeli Koz değil haberi geçen ajanstır.



Kocaeli Markaları

Kocaeli Koz, Kocaeli ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (262) 332 00 52
Reklam bilgi

Anket Sizce erken seçim yapılmalı mı?