Harabe

  Eskiye daldı, kirpiklerin ardından, dalarken düşen bir kirpiğinin batışına umursamadan… Pili zayıflamış el fenerine canlansın diye vurursun ya duvara, her hatıra geldikçe alnını yokladı, asfaltı dökülmüş yamalı yola benzeyen parmakları ile daha eskiye gitmek için...

   Çocukluk anıları bile yaşlanmıştı, hiç çocukça gelmiyordu çocukluğu. İlkokul yıllarında sebebini bilmediği bir gülüşüne rastladı, gülüşünde bile sanki sonraki acıları vardı. Acı acı gülmek deyimi benden mi çıktı diye güldü içi, yüzü izin vermese de…

    Babasının bisikleti ilk alışına koşuşu geldi sokaktan dolu ceplerindeki misketlerle… Koşarken, düşen misketleri mi toplasam, yoksa koşsam mı şaşkınlığı içinde ilk dokunuşunu hissetti bisiklete ve ilk düşüşü, ilk acımadı ki deyişi, alırlar korkusu ile bisikleti…

   Biraz daha zorladı, zorlamaya gelmez gözlerini ve yine aynısı olacak diye korkarak, geçen de böyle olmuştu ekran gidivermişti aniden ve bir gencin’’ Hem yaşlı hem de kör bunun kimsesi yok mu?’’ isyanı ile kendine gelmişti ve kaçmıştı hızlıca hem körlüğünden, hem de zamane gençlikten. Dinlemek için durduğunda, hızlandığı yerde olduğunu gördü, gencin şaşkın bakışları altında… Meğer içten koşmuşum dedi ve içten güldü, ardından içlendi, son günlerde çok içli oldum diye de espri yaptı. Her şeyi terk etse de esprisi hala espri yapıyordu ona, sanki mezarlık esprisi yapmadan bırakmam der gibi...

  Yol kenarında daha küçücük fidan iken dikilişine şahit olduğu yaşlı çınara yaslandı ya da çınar mı ona yaslandı bilemedi, sırtındaki yükün ağırlığında…

   Yanından geçen liseli kızın patlattığı sakızın o patlama ile yüzüne yapışması değil de ‘’Aaa, Ani harabelerini gördüm sanki ‘’diye saygısızlığının yüreğine yapışması çıkmayacaktı… Hayatın ona ilk dersi işini başkasına bırakma idi, o yüzden hep ilk dalga sen ol ki diğerleri boğmasın derdi hayat ona ya da o hayat adına kendine… Kızın arkasından takma dişini takar gibi gözlerini el yormadı ile kaldırıp baktı ve ‘’nasıl bakarsan öyle görürsün dedi’’.

Mezardakilerle bazen gidip dertleşirdi, kazıkçı geldi diye…  Aslında kendisi ilahi bir uyarı idi okumasını bilene, geçmişin yıkıntıları, bugünün uyarılarıdır derdi.                    Bir şehrin görmediği depremleri görmüş, bir ormanın yanmadığı kadar yanmış ve Ferhat’tan daha acı çekmişti. Şimdikiler nerden bilsindi yürüyen tarih olduğunu, onlar için o harabe idi, gelecekteki korkuları… İnsan korkularından kaçardı ve o kaçanlara gıpta ederdi. Ona, kader hiç öyle bir şans tanımamıştı, hiç kaçamamıştı kendinden… 

 Koşanlara baktı, çocuklara, el ele tutuşan gençlere, seyyarı kovalayan zabıtaya,  yolları süpüren görevliye ve yukarıdan üstüne afiyet olsun diyen göremediği kargaya ve sonra kendine  ve kimsenin fark etmediği kendinde yürümeye başladı, az ilerdeki küçük muzip veledin ‘’yürüyen tarih’’ dediğini duymadan …..

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Kenan SEYREK - Mesaj Gönder

# Dolu, yol

göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Koz Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Koz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Kocaeli Koz editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Kocaeli Koz değil haberi geçen ajanstır.



Kocaeli Markaları

Kocaeli Koz, Kocaeli ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (262) 332 00 52
Reklam bilgi

Anket Sizce erken seçim yapılmalı mı?