Virüs mü daha zor, yoksulluk mu?

Özellikle kayıt-dışı meslek gruplarına mensup ebeveynlerin çocukları, pandemi döneminde ailelerinin yaşadığı geçim sorunlarına birebir tanıklık ederken, destek mekanizmalarından mahrum kalmaları da onları bir kez daha örselemiş oldu. Teknolojik araçlara ve internete erişemedikleri için eğitim sisteminden dışlandılar; eşit koşullarda eğitim alma hakları ihlal edildi. Mevsimlik tarım işçilerinin çocuklarının önemli bir kısmı ise aileleri ile birlikte tarımsal arazilerde çalışmak zorunda kaldığı ve eğitim ve sağlık hizmetlerine ulaşamadığı için, bir yandan virüs tehdidine karşı canlarını korumak, bir yandan da temel yaşam ihtiyaçlarını gidermek için her gün saatlerce arazide çalışmak zorunda kaldılar. Kalabalık ailelerle tek bir çadırda temiz suya erişimin kısıtlı olduğu ortamlarda yaşadılar ve yaşamaya da devam ediyorlar. Mevsimlik tarım işçisi ailelerde çocuk emeği özellikle 12 yaş sonrası artıyor ve bu yaştan sonra da okul terk oranlarında artış gözlemleniyor, okula devam edenler de ağırlıklı olarak erkek çocuklar oluyor. Salgın sürecinde okulların kapalı olmasıyla birlikte de kız çocukları tamamen eğitimden kopmuş ve hane içindeki işlerde anneyle birlikte birer yükleniciye dönüşmüş durumda 

 Öte yandan, Türkiye’nin Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi diğer adıyla İstanbul Sözleşmesi’nden imzasını geri çekme kararı ise, sanılanın aksine sadece kadınlar üzerinden değil kız çocukları üzerinden de okunup irdelenmeli. Örneğin sözleşmenin 26.maddesinde aile içi herhangi bir şiddet olayının çocuk tanıklarının korunması ve kendilerine psiko-sosyal danışmanlık desteği sağlanması hükmü söz konusu iken, 32.maddesiyle birlikte 18 yaş altındaki çocukların zorla evlendirilmeleri durumunda evliliklerin geçersiz ve hükümsüz kılınabilmesi veya sona erdirilmesine dair tedbirlerin alınması gündeme geliyor. Sözleşme’nin ruhunda ise, şiddet mağduru kadının çocuğuyla birlikte ele alınması ve hem kadına hem de çocuğa şiddet döngüsünün yeniden tekrarlamaması için gerekli sosyo-ekonomik ve psikolojik desteğin sağlanması şart koşuluyor.

Türkiye İstatistik Kurumu TÜİK’in en güncel verilerine göre, 2001-2018 yılları arasında 17 yaş altı çocuklarda doğum sayısı 542 bin 821 olurken bu çocukların 20 bin 392’si 15 yaş altıydı ve 2018 yılında 15 yaş altı 167 çocuk doğum yaptıÖte yandan, Temmuz 2020’de açıklanan TÜİK verileri ise, 16-17 yaş grubunda evlenen kız çocuklarının sayısının (17 bin 47) erkek çocuk sayısının (940) yaklaşık 20 katı olduğunu ortaya koyuyor. Aile Mahkemesi hakimlerinin ise, 2019 yılında 16 yaşında olan 11 bin 446 çocuğun evlenmesine izin verdiği, resmi istatistiklerde yerini buluyor. Bununla birlikte, çocuk yaşta evlilikle birlikte yaşanan erken ve sık hamilelik ve doğum, doğum veya hamileliğe bağlı ölümler, kız çocuklarının okul bırakma ve okuldan atılma oranlarının yükselmesi ve aile içi şiddet riskinin, fiziksel hareketliliğin kısıtlanmasıyla birlikte artması da cabası.

 Parklarda oyun oynaması, yaşıtlarıyla matematik problemi çözmesi veya sinemaya gitmesi gereken kız çocuklarının, uluslararası standartlarda çocuk sayılan bir yaşta kadınlık ve annelik rollerine soyunması, erken yaşta evliliklerin daha sıkı bir düzenlemeye tabi tutulmaması durumunda önümüzdeki dönemde yoksulluk, yoksunluk ve şiddet döngüsünü artırma potansiyelini içinde barındırıyor. Zira bu olumsuzluklar tablosuna, kız çocukları arasında artan madde bağımlılığı tehdidi de eklemleniyor. Sosyal Demokrasi Vakfı SODEV’in İstanbul’da Bağcılar ve Sultanbeyli ilçelerinde gerçekleştirdiği ve verileri geçtiğimiz ay açıklanan “Yoksul Semtlerde Madde Kullanımının Yaygınlaşması” raporu bunun mikro ölçekte en çarpıcı sonuçlarından birini veriyor; zira araştırmaya katılan ailelerin yarısı, yaşadıkları ilçelerde uyuşturucu bağımlılığı problemi olduğunu söylüyor; emniyetten denetim ve devriye faaliyetlerinin artmasını talep ediyor.

 Bu “ideal dünya” elbette tüm Batılı ülkelerde de tam anlamıyla kurulmuş değil. Ama 23 Nisan veya 11 Ekim Dünya Kız Çocukları Günü’yle sınırlı kalacak bir tartışmadan da fazlasını hak ediyor. Çünkü değişen dünyada, bu yeni normalde, kız çocuğu olmak devletin, sivil toplumun, akademinin ve her şeyin yanı sıra ailelerin de farkındalığını ve dönüşümünü gerektirecek. Kız çocuklarına fırsat yaratmak için hepimizin bir şekilde elimizi taşın altına koymamız lazım. fark ettim. Kız çocuklarının kendilerini gerçekleştirmeleri, yetenekleri doğrultusunda geleceklerini tasarlamalarında bugünden onlara bir yardımlaşma, dayanışma ağı kurmamız, kah birine bir duvar piyanosu satın alarak veya bir diğerinin resim çalışmalarını sanatsever bir çevreye tanıştırmak bizim için küçük, ama onlar için büyük bir adım olabilir. Belki de büyük yazar Oğuz Atay’ın Tutunamayanlar’da söylediği gibi: “Şu anda, sana güzel bir söz söyleyebilmek için, on bin kitap okumuş olmayı isterdim.” Ve belki de kız çocukları özelinde bu güzel sözleri hepimiz birlikte, umutla, birbirimizden güç alarak inşa edeceğiz.  

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Çise Derya Gülçiçek Ender - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Koz Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Koz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Kocaeli Koz editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Kocaeli Koz değil haberi geçen ajanstır.



Kocaeli Markaları

Kocaeli Koz, Kocaeli ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (262) 332 00 52
Reklam bilgi

Anket Sizce HDP kapatılmalı mı?