Kocaeli meğer bir dönemin kaçakçılık merkeziymiş!


Hüseyin DAVUTOĞLU

Hüseyin DAVUTOĞLU

15 Nisan 2018, 16:52

Kocaeli’nin bulunduğu konum itibariyle çok önemli bir yerleşim yolu olduğunu artık yeniden tekrarlamanın bir gereği yok. Herkesçe malum bu stratejik konum sebebiyle Kocaeli sadece yöneticilerin gözünde değil, bunun yanında da kaçakçılar içinde önemli bir yer oldu. Hatta bu durum öyle bir hale gelmiş ki bir dönemin en ünlü kaçakçılık merkezi haline gelmiş Kocaeli…

Bugünkü konumuz ise Kocaeli’deki tuz kaçakçılığı…

“Tuzunda kaçakçılığı mı olur?” demeyin, olur elbet. Bugün ulaşımı çok olay olan tuz, eskiden marketlerde rahatça alınabilecek bir ürün değildi. Yiyecekleri çeşnilendirmekten ziyade, onları uzun vadede saklamak ve bozulmalarını önlemek için kullanılan tuz oldukça önemli bir madde. 

Tuz konusunda nispeten şanslıydık. Osmanlı coğrafyasında bolca bulunuyordu. Gerek madenler ve gerekse tuz üretilmesine uygun sahiller ve göller devletin malı sayıldığından hem kaya tuzu hem de memlahalarda üretilen tuz da devletin malı idi. Erken dönemden itibaren inhisar maddelerinden biri olan tuz, devletin koyduğu kurallar çerçevesinde satılmaktaydı.

Koyulan kurallar ve bu kuralların uygulanmasındaki sıkı tedbirler gayriresmi yollarla tuz temin etmelerini tetikliyordu. Osmanlı coğrafyasının büyüklüğü ve fiziki yapısı gereği geniş sahillere sahip olması kaçak tuz ithalini kolaylaştırıyordu. Yeterli miktarda tuz üretilmesine rağmen demiryolu ve karayolu eksikliği sebebiyle artan nakliye masrafları tuz fiyatları üzerinde olumsuz etki yaratıyor, bu durumda kaçakçılık da yükselen tuz fiyatıyla doğru orantılı olarak artıyordu.

Kaçakçılık, tuzun üretim ve dağıtım süreçlerinde çeşitli şekillerde gerçekleştirilebildiği gibi deniz yoluyla ülke dışından tuz getirilmesi şeklinde de yapılabiliyordu. Ocaklarda, memlahalarda ve tuz ambarlarında yapılan kaçakçılıklar genelde memurlar, kolcular ve ambarcıların işbirliği ile gerçekleşiyordu. 

Fire oranlarının fazla gösterilmesi, tartım esnasında kantara kurşun ilave edilmesi, tezkeresiz tuzların satılması, gibi pek çok yöntem kaçakçılıkta kullanılıyordu.

Tuz kaçakçılığı denilince akla gelen ilk bölge Kocaeli’ydi. Özelikle Kefken ve Kerpe tuz kayakçılığını önemli bir bölgesiydi.

19. yüzyılda Kerpe, yol yetersizliği sebebiyle ulaşımın zor olduğu bir kıyı şeridi idi. Kefken ile Kerpe arasında kalan alan ilkçağdan itibaren denizciler için önemli bir sığınak noktası olmuştu. Kerpe ve Kefken kıyıları, Düyûn-i Umûmiyye İdaresi’nin kurulması sonrası tuz kaçakçıları için de oldukça mühim bir bölgeyi teşkil etmişti.

Kefken ve Kerpe’de tuz kaçakçılığının rahatlıkla yapılabilmesinin diğer bir sebebi de bölgedeki güvenlik güçlerinin yetersizliği idi. İdare’nin kolcuları Kerpe’nin kayalık alanlarında ve Kefken adasında kontrolü sağlayamıyordu. Bu sebeple özellikle Doğu Avrupa ve Rus limanlarından gelen kaçak tuzun sahile indirilmesi kolaylaşıyordu. Kotralar ve sandallarla getirilen yabancı menşeli tuz bazen doğrudan Kerpe’ye çıkarılıyor, bazen ise Kefken’de depolanarak peyderpey kıyıya taşınıyordu.

Karadan kaçakçı takibinin zor olması ve güvenlik güçlerinin yetersizliği sebebiyle denizden bir kordon halinde bölgenin denetlenmesi daha elverişli idi. Bu sebeple hem İdare’nin hem de Bahriye Nezareti’nin vapurları bölgede devriye geziyorlardı. Kefken ve Kerpe açıklarında Karakol, Mesud, Derya, Ziynet-i Derya ve İzmit vapurları devriye geziyorlar ve tuz kaçakçılığı yapan sandalları yakalayarak liman reisliğine teslim ediyorlardı.

Bu vapurların yetersiz kaldığı zamanlarda Ereğli madeninin hizmetinde olan römorkörlerden bazıları da devriyelik yapmak üzere Kefken açıklarına gönderiliyordu.

Kaçakçılar genellikle Lazlardı. Ecnebi tuzu yüklü gemilerden sandallar ve kotralar vasıtasıyla alınan tuzlar Kefken’de depo edilerek, sandallarla Kerpe’ye aktarılıyordu.1892 senesi Mayıs ve Temmuz ayları arası Lazların 200.000 kilo yabancı menşeli tuzu Kefken ve Kerpe üzerinden karaya çıkararak, buradan da arabacılar vasıtasıyla Adapazarı’na kadar taşıdıkları tespit edilmişti.

Aynı yıl tuz yüklü kotrasıyla Kefken civarında devriyeler tarafından yakalanan Sürmeneli Yusuf Reis, kotrasının limana götürmesine engel olabilmek için devriyelere ateş açmıştı. Bunun üzerine karşı ateş açan devriyeler tarafından yaralanan Yusuf Reis yakalandığında kotrasında iki martini tüfek, on beş fişek ve sekiz paket kurşun bulunmuştu.


Devam eden tahkikatta Kefken adasında depolanmış şekilde 40.000 kıyye ecnebi tuzu bulunmuş, tuzları Kerpe’ye nakletmekte kullanılan iki sahipsiz sandala da el konulmuştu. Aynı gün yedi yüz çuval tuzu kotrasına aktarmakta olan başka bir reis devriyelerle karşılaşınca sahilden uzaklaşmış ve yakalanana kadar kotrasındaki iki yüz seksen çuval tuzu denize dökmüştü.

Kaçakçıların, memurların hayatını tehlikeye sokacak derecede ateşli silah donanımına sahip olması, güvenlik görevlisi ve kolcu eksikliğini gündeme getiriyordu. Bizzat kaçakçı takibinde bulunan İzmit Düyûn-i Umûmiyye İdaresi müdürünün de defalarca hayati tehlikeyle karşı karşıya kalması durumun ciddiyetini arttırmıştı.

İdare kaçakçılığın önlenebilmesi ve karasal güvenliğin kuvvetlendirilebilmesi için bölgeye jandarma ikmali yapılmasını talep etmişti. Bunun üzerine Kandıra kıyılarında ve özellikle de Kerpe’deki tuz kaçakçılığının engellenmesi için öncelikle Şile taburundan olmak koşuluyla, mümkünse Dersaadet ve Şehremini alayları mevcudundan elli altmış kadar jandarmanın bölgeye aktarılması isteniyordu.
Ele geçirilen kaçak tuzların muhafazası için 1892’de Kefken’de bir tuz deposu inşa edilmişti. Ancak adada güvenlik gücü bulunmadığından depo sürekli olarak kaçakçıların saldırısına uğruyordu. Bu sebeple adada depoyu muhafaza edecek jandarma gönderilmesi talebinde bulunulmuştu.

Karadeniz sahilinde gerçekleşen tuz kaçakçılığının ortaya çıkardığı bir diğer problem de salgın hastalıkların yayılması idi. 19. yüzyılda sıklıkla görülen kolera salgınları bölge için büyük tehdit oluşturuyordu. Zira Rusya üzerinden gelen gemilerin öncelikle Karantina İdaresi’ne başvuruda bulunarak patent alması mecburi idi. Hem mal hem de insan taşımacılığı yapan bu gemilerin karantina noktalarına uğrayıp gerekli işlemlere tabi tutulmadan mal veya insan yüklerini karaya çıkartması yasaktı. 

Bu bağlamda özellikle Karadeniz’de sıhhiye kordonları oluşturuluyordu. Devriye gezen vapur ve römorkörler kaçak yollarla kıyıya yanaşan gemileri engellemeye çalışıyordu. Fakat özellikle Trabzon ve Kandıra kıyılarında bunun önüne geçilmesi oldukça güçtü. İdare çoğunlukla kolera yayılma riski üzerinde durarak Sıhhiye Nezareti vasıtasıyla Dahiliye ve Bahriye Nezareti’nden destek alıyordu.

Tuz ve tütün kaçakçılığı yapan gruplar, koleranın bölgeye yayılması için büyük tehdit arz ediyorlardı. Karantina idaresi ve sıhhiye kordonları, bazen fonksiyonları dışında yaptırım unsuru olarak kullanılıyor olsa da salgınların yayılmasının engellenmesi açısından oldukça önemli yapılardı. İdare tarafından tuz kaçakçılığının engellenmesi amacıyla karantina ve sıhhiye kordonları kullanılıyor, yüklerinin arasında yabancı menşeli tuz bulunduran gemilere patent verilmiyor ve zaman zaman karantina idarelerince sıhhi bir tehlike arz etmeyen gemiler dahi bağlanıyordu.

İşte size Kocaeli ile ilgili ilginç bir vaka daha. Kocaeli öyle özel bir kent ki tarhını deştikçe daha neler çıkıyor neler…

Kaynak: İnhisara Gayriresmi Tepki: Kerpe ve Kefken Sahillerinde Tuz Kaçakçılığı - İsmail Yaşayanlar
 

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
lütfen - 1 hafta önce
ne değiştiki gene kaçakçılk yine rezillik diz boyu
Avatar
Ersoy Kandemitoğulları - 6 gün önce
Acaba tuzun yerini 70li 80li yıllarda silah kaçakçılığı almışmıdır,bu Kocaeli’de inanın kimin ne yaptığı belli değil,başta ben olmak üzere!