banner451
banner421


Kısa bir bayram gezmesi


Gökhan Onater

Gökhan Onater

11 Haziran 2019, 11:55

Daha az televizyon, daha fazla sağlık… Memlekette öyle saçma şeyler oluyor, milletin aklıyla o kadar dalga geçiliyor ki, yazmakla bitmez. Tv izlemediğinizde o rahatsız edici sesleri de duymamış oluyorsunuz. Yaklaşık iki aydır televizyondan uzak durup kitap okuyarak kendimi daha sağlıklı hissediyorum. Okuduğum kitapları da sizlerle paylaşacağım ama bu yazımızda size bayram tatilindeki kısa gezimizi aktarmak istiyorum.  
 

İzmit’ten yola çıktık. İlk durak Türkiye’nin en büyük longozu olan Sakarya Karasu’daki Acarlar Longozu oldu. Longoz, denize doğru akan derelerin getirdiği kumların birikerek kıyıda set oluşturması ve dere ağzını kapatması sonucu akarsuyun biriktiği yerde oluşan bir özel ekosistemdir. O kadar güzel ki, kendinizi bir anda belgeselin içinde hissediyorsunuz. Nilüferlerin altından sanki timsahların çıkacağı hissine kapılıyorsunuz… 
 

Sonraki durağımız Alaplı… Sahilde çaydanlıkla verilen çayımızı içerken, güneşin batışını izledik. Öyle ki, denize batan güneş size okyanusa karşı olduğunuz duygusunu uyandırıyor...   
Zonguldak'ta kaldığımız otelde sabah, deprem uzmanı Prof. Dr. Ahmet Ercan ile karşılaştık. Önceden tanışıklığımız olduğundan bize kısa bir Zonguldak turu önerdi. Zonguldak'a giden dostlarımızın, Gökgöl Damlataş mağarası, Maden müzesi, Harmankaya Kanyonu tabiat parkı, Fransızların 1853'te yaptığı Fener bölgesi, 300-400 metre uzunluğundaki Varagel Zaman Tüneli ve Liman ardını gezmelerini önerdi. 

 

Dünyanın en yaşlı porsuk ağacının Alaplı'da olduğunu öğrenmiş olduk. 4100 yaşında...
 

Gökgöl Damlataş Mağarası olağanüstüydü. Astım hastalarına iyi geliyormuş. Mağara içinde yer altı suları, sarkıtlar, dikitler… Işıklandırmalar güzeldi. Dışarının sıcak olduğuna aldanmayın, üzerinize hırka alın. Çünkü mağara içinde sıcaklık 11 dereceye kadar düşüyor. İçeri girerken baretsiz gezmemenizi öneririm. Çünkü karanlıkta kafanızı çarpabilirsiniz.
 

Maden müzesinde madenciliği iliklerinize kadar hissediyorsunuz.  Sanal ortamda kömür de çıkartıyorsunuz. Madenin önünde durduğunuzda aşağıdan gelen soğuk hava, İrfan Yalçın’ın Ölümün Ağzı romanını hatırıma getirdi… 
 

Amasra Kalesi’nde 350 yaşındaki ağlayan ağacı gördük. Kurumuş gibi bir selvi ağacı. Her yıl Nisan-Mayıs döneminde su bıraktığı için ağlayan ağaç deniyor. Fatih Sultan Mehmet Amasra için Çeşmi Cihan (Dünyanın gözü) nitelemesini yapmış. Tavşan adası ve Atatürk siluetli tepeyi de kaleden görebilirsiniz. Yalnız dikkat edin Amasra’da aracınızı park edecek yer bulamıyorsunuz.  
 

Son olarak Bartın ve Karabük arasındaki gizli cenneti ve Türkiye’nin en uzun yaylası olan Uluyayla'yı ziyaret ettik. Yayla yolu aşırı derecede bozuktu. Altı yüksek olmayan aracınız varsa yayla yoluna çıkmayın. Yolda kalırsınız. Uluyayla’ya çıktığınızda kendinizi bir tablonun içinde hissedeceksiniz. Yemyeşil çimenler, bembeyaz bulutlar, masmavi gökyüzü… İneklerin çan sesleri… Ve yılkı atları… Cennet herhalde böyle bir yer olmalı…
 

Karadeniz gezimizde bizi en çok şaşırtan şey, uğrak yerlerinde güzel bir çay içememek oldu... Alaplı sahilinde ve Çaycuma dışında hiçbir yerde damak zevkimize uygun çaya rastlayamadık. Oktay Akbal usta yazmıştı ya “önce ekmekler bozuldu” diye… Demek ki sıra çayın da bozulmasına gelmiş… İnsanın bozulduğu yerde ne bozulmuyor ki…
 

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.