banner521
banner533


Hıfzıssıhha enstitüsü neden kapatıldı?


Gökhan Karabulut

Gökhan Karabulut

16 Mart 2020, 17:09

Salgın hastalıklarla mücadele Cumhuriyet’in çok daha öncesinde başladı. 1887 yılında İstanbul’da kuduz enstitüsü açıldı. 2 bin 521 kişinin tedavi gördüğü enstitüde sadece 13 ölüm vakası raporlandı.

1889 yılında Bağdat’ta patlak veren ve 1893 yılında İstanbul’a sıçrayan kolera salgını için dönemin başkanı 2. Abdülhamit Han Dr. Henry Chantemesse’yi ülkemize davet ederek salgını durdurdu ve onu altın madalya ile ödüllendirdi.

Fakat o dönem atılan bu adımlar Osmanlı topraklarındaki salgını engelleyemedi, araya giren savaşlarla birlikte hastalıklar çoğaldı.

Cumhuriyet kurulduğu dönem 27 Mayıs 1928’de refik Saydam Hıfzıssıhha Enstitüsü adı verilen Türkiye’nin ilk halk sağlığı laboratuvarı hizmete girdi. Enstitü hızlı yayılan enfeksiyon hastalıklarıyla mücadele etmeye başladı.

1931 yılında, ağız yoluyla uygulanan BCG Aşısı üretimine başlanıldı. 1932 yılında, serum üretiminin ülke ihtiyacını karşılayacak düzeye gelmesi sonucu, dışarıdan serum ithali durduruldu

1933 yılında, Simple Metodu ile kuduz aşısı üretimi ele alındı. 1934 yılında, İstanbul Aşıhanesi, Enstitü bünyesine nakledildi ve çiçek aşısı üretimi ülke ihtiyacını karşılayacak düzeye getirildi.

1935 yılında, Farmakoloji Şubesi kurularak yerli ve yabancı ilaçlar ile diğer hayati maddelerin kontrolüne geçildi. 1936 yılında, Hıfzıssıhha Okulu açıldı. 1937 yılında, kuduz serumu üretilmeye başlandı.

Aynı zamanda Enstitü'nün İlaç Kontrol Şubesi devletin ilacını denetlerdi. Bu durum ilaç firmalarının korkulu rüyasıydı. Aşı ve Serum Şubesi Müdürlüğü Difteri, Boğmaca, Tetanoz ve her türlü tedavi anti-serumunun üretildiği bölümdü.

Bakteri besiyerleri büyük cam galonlar içinde imal edilir ve oda kadar büyük neredeyse tarihi otoklavların içinde sterilize edilirdi. Üretilen anti serumlar arasında akrep, yılan sokmalarına karşı serumlar olduğu gibi gazlı kangren anti serumları da bulunmaktaydı.

Enstitü Mustafa Kemal Atatürk hayatını kaybettikten sonra öyle başarılı işler yaptı ki 1940’lı yıllarda Türkiye, Ortadoğu ülkelerine Tifüs aşısı satacak noktaya geldi.

1942 yılında, tifüs aşısı ve akrep serumu üretimine başlandı. 1947 yılında, Biyolojik kontrol Laboratuvarı kuruldu. Enstitü bünyesinde aşı istasyonu açıldı. İntradermal ve BCG aşısı üretimine geçildi. 1948 yılında ülkemizde ilk defa boğmaca aşısı üretimi yapıldı.

1950 yılında, İnfluenza Laboratuvarı, Dünya Sağlık Örgütü tarafından Uluslararası Bölgesel İnfluenza Merkezi olarak tanındı ve İnfluenza aşısı üretimine başlandı. 1951 yılında, ilk kez antibiyotiklerin ve bazı vitaminlerin kalite kontrolüne başlandı.

1954 yılında, İlaç Kontrol Şubesi kuruldu. 1956 yılında, tetanos aşısı daha modern metotlarla üretilmeye başlandı. 1958 yılında, ilk kez frenginin modern yöntemlerle teşhisi ele alındı. 1966 yılında, Kolera Referans Laboratuvarı kuruldu.

1974 yılında, Mikoloji Laboratuvarı açıldı. 1976 yılında BCG aşısının deneysel üretimine başlandı. 1983 yılında, kuru BCG aşısı üretimine başlandı. 1984 yılında Zehir Danışma Merkezi ve 1987 yılında AIDS Araştırma merkezi açıldı.

1950’lerden sonra Hıfzıssıhha Enstitüsü; Türk halk sağlığının korunmasında laboratuvar hizmetlerinin Türkiye genelinde yaygınlaştırılması başlatıldı. 16 ilde bölgesel düzeyde hizmet vermek amacıyla şubeler açıldı.

Atatürk'ün yokluk döneminde var ettiği Enstitü, 4 Ocak 1941 tarih ve 3959 sayılı yasayla kabuk değiştirdi. Pek çok birim oluşturularak kökleşti

Peki, ne oldu?

Önce 1997'de aşı üretim tesisleri faaliyetleri durduruldu. 1999'da aşı üretim tesisleri kapatıldı. 2004 yılında ise Manisa Tavuk Hastalıkları ve Aşı Üretim Enstitüsü, Bakanlar Kurulu Kararı ile kapatıldı!

Cumhuriyet'in büyük yokluklarla kurduğu ve harikalar yarattığı Refik Saydam Hıfzıssıhha Merkezi Başkanlığı ise 2 Kasım 2011 tarihinde Resmi Gazete ’de yayımlanan 663 sayılı kararname ile kapısına kilit vuruldu. Her şey Halk Sağlığı Kurumu'na devredildi.

Şimdi sormak lazım!

Cumhuriyet'in ilk yıllarında ve devamında sürdürülen aşı politikası desteklenseydi, uluslararası endüstriye pazar olmak yerine milli endüstri korunup kollansaydı, Bugün yabancı ülkeden korona virüs aşısı bekler miydik?
 

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Şükrü Yıldırım - 4 ay önce
Çok iyi şeyler yapıyoruz,yoktan var ediyoruz,kuruyoruz.Fakat bir müddet sonra akıl almaz bir şekilde o güzelim şeyleri yok ediyoruz.Allah hem yönetenlere ve hemde onları seçenlere akıl fikir ve bilgi versin daha ne diyeyim?
Avatar
Ahmet Hacıoğlu - 4 ay önce
Kararın yanlış olduğu belli . Bu durumda karardan dönülmeli kurum yeniden ve daha kapsamlı olarak yeniden açılmalıdır.
Avatar
Ersoy Kandemir - 4 ay önce
Talim terbiye kurulu neden kapatıldıysa,57.Alayın ismi neden kaldırıldıysa ondan!
Avatar
Hamza Zenginli - 4 ay önce
insanini yasatmak icin saglik arastirma kurumlarini kapatiyorsan, Dünya´da neyi basaracaksin
Avatar
orhan hangül - 4 ay önce
Vatanın ülkenin ilerlemesini engelleyen siyasi dış gücler ve İngiliz ve Amerika kotası rol oynuyor.
Avatar
. - 4 ay önce
Halk Sagligi Kurumunun urettigi bi sey varmi?
Avatar
Nilüfer Özen Tançgil - 4 ay önce
Hele sağlık kurumlarını kapatarak uzaktan seyredersek çok yazık olur. Onlara destek vererek ayakta kalmalarını sağlamamız şart.!
Avatar
Davud Erdogan - 4 ay önce
Halk Sagligi Kurumu osurmakta sıçmakta eyidir...