Meclis’te olmayan partiler konuşuyor… “Bu ülke bağımsız demokratik bir ülke haline gelecek”

Meclis dışındaki siyasi partiler ile yapılan röportaj dizimize Emek Partisi ile devam ediyoruz.

Büyütmek için resme tıklayın

Röportaj dizimizin ikinci konuğu Emek Partisi oldu. Nerde bir işçi mücadelesi, nerede bir grev varsa içinde gördüğümüz bir parti Emek Partisi.

Peki Emek Partisi neden kuruldu? Topluma neyi vaat ediyor? İktidara gelirse neyi değiştirecek. Emek Partisi’nin dünü ve bugününü ve yarınını İl Başkanı Arzu Erkan ile konuştuk

 EMEK PARTİSİNİ KISACA TANITABİLİR MİSİNİZ?

Emek partisi adından da anlaşılacağı üzere Türkiye işçi sınıfının partisi. Nihai hedefi de işçi sınıfının sömürüden kurtuluşu. 1996 yılında kuruldu partimiz. Kurulduğundan bu yana da Kocaeli’de il örgütümüz var. O gün bugündür de mücadele sürdürüyoruz.

EMEK PARTİSİ NEDEN KURULDU?

Türkiye bağımlı kapitalist bir ülke. Dolayısıyla partimiz hem Türkiye’yi tahlil ederken hem de dünyayı tahlil ederken kendisinin yarattığı çelişkileri ki bunun başında ezen ezilen, sömüren ve sömürülen ilişkisi geliyor. Kapitalizm ’in hâkim bir üretim biçimi olarak sürdüğü koşullarda aynı zamanda da sömürü ilişkilerinin ortadan kaldırılması, bunu esas olarak gerçek bir eşitliği gerçek bir özgürlüğü, gerçek bir demokrasiyi sağlayacak şey olduğunu düşünen bunun için mücadele eden insanların bir araya gelerek oluşturduğu bir parti. Bizi diğer partilerden ayıran özelliğimiz, biz ülkede ki ve dünyadaki ayrımlar varsa emek ve sermaye arasındaki ayrım diye değerlendiriyoruz. Bunun nedeni de içinde bulunduğumuz sistem ve bu sistemin kendisinin yarattığı çelişkiler ve eşitsizlikler. Dolayısıyla toplumun en alt sınıfı işçi sınıfı. İşçi sınıfın kendisi için iktidar olabilmesi bütün bu sömürü ilişkilerinin ortadan kaldırılmasının da temeli aslında bakarsanız. Özel mülkiyettir sonuç olarak kapitalizmin üretim araçları üzerindeki özel mülkiyet. Bu özel mülkiyetin kaldırılarak üretim araçlarının toplumsallaştırılması. Bugün olduğu gibi üretimin, sermayenin daha fazla kar elde etmesi amacıyla yapılmadığı, toplumun gerçek ihtiyaçlarını gözeten, planlı bir üretimin, planlı bir ekonominin hayat geçirilmesi. Dolayısıyla bununla paralel olarak kapitalizmin doğası gereği ortaya çıkan bütün eşitsizlikler, sömürü ilişkilerinin devam edebilmesi için başta işçi sınıfı ve emekçiler üzerinde uygulanan her türlü anti-demokratik baskı, örgütlenme, sendikalaşma, siyasal örgütlenme, söz, basın hakkının elinden alınması dahil olmak üzere bir bütün olarak aslında demokrasinin bu ülkede inşa edilmesi açısından da Türkiye bağımlı kapitalist bir ülke bu ne demek, emperyalizme her anlamda göbekten bağımlı bir ülke maalesef ki bu ülke. Dolayısıyla da emperyalizmle tüm ilişkilerin ortadan kaldırılması ve bağımsız gerçekten demokratik Türkiye’nin inşa edilmesi mücadelesinin bir parçası olarak partimiz kuruldu ve mücadele ediyor. 

EMEK PARTİSİ SEÇİME GİRECEK Mİ? SEÇİME GİRME HAKKI YOKSA BUNUN İÇİN ÇALIŞIYOR MUSUNUZ?

Biz kurulduğumuzdan beri aslında seçim yeterliliğini sağlamış bir partiydik. Son seçimlerde bu engellendi. Engellendi diyorum çünkü çok absürt bir gerekçeyle Afyon’un bir ilçesinde evrakın eksik ulaştırıldığına dair dilekçeyle ki elimizde evrakın teslim edildiğine dair belge var. Siz evrakı teslim ettiğinizde teslim ettiğinize dair bir belge de alırsınız çünkü işleyiş şöyledir. Siz kongrelerinizi ya da atamalarınızı gerçekleştirirsiniz bunu ilçe-il seçim kurullarına bildirirsiniz. Onlar Yargıtay’a bildirirler. Dolayısıyla gerekçelerden bir tanesi eksik evraktı. Yaptığımız açıklama şöyleydi. Biz Türkiye genelinde bugün açısından söylüyorum 43 ilde ve ilçelerinde örgütlenmiş bir partiyiz. Bu ayın sonunda da toplam 4 ilde daha kongrelerimizi gerçekleştireceğiz örgütlenmekten kastım bu. Dolayısıyla da bu ayın sonu itibarıyla 47 il ve ona bağlı ilçelerde kongrelerini tamamlamış seçime girme yeterliliğini sağlamış bir parti olacağız.

Seçimlere girmek meselesine ilişkinde şunu ifade etmek lazım 18 yıl önce ki gibi bir Türkiye’den bahsetmiyoruz. Özellikle 2016 referandumunun hemen ardından inşa edilen başkanlık rejimiyle birlikte yasama, yürütme ve yargının tek bir kişinin eline toplandığı ve neredeyse iktidarla onun emekçileri halka dönük, halka karşı hatta uygulamalarını eleştiren toplumsal kesimlerin baskı altına alındığı bir Türkiye tablosuyla karşı karşıyayız. Gerçekten kelimenin tam anlamıyla bu ülkede emekçiler nefes alamaz hale gelmiş durumdalar. Sadece siyasal baskıların artması demokratik hak ve özgürlüklerin kullanımının önündeki engeller değil kuşkusuz nefes almamızı engelleyen şeyler. Aynı zamanda da Türkiye’de uygulanan ekonomik politikaların çok ağır sonuçlarını yaşıyoruz. 2018 yılımda zaten Türkiye ekonomisi bir kriz içerisine girmişti. Pandemiyle birlikte bu kriz derinleşti ve her geçen gün emekçilerin yaşam koşullarının ağırlaştığı, biz de şöyle yürüyor durum, yüksek faiz, yüksek kur ve de yüksek enflasyon. Dünya üzerinde var mıdır örneği dersen, maalesef ki yoktur denilebilir. Şöyle bir tablo ile karşı karşıyayız. Son gelen elektrik, doğalgaz, LPG, öğrenci harçları zamları da dahil olmak üzere bazı ekonomi uzmanlarının hiperenflasyon uyarılarını yaptığı bir dönemle karşı karşıyayız. Sadece bu da değil. Pandemi geride bıraktığımız şu 15 ay hem hükümet açısından doğal olarak varlık nedeni sermayeye hizmet olan sermayenin ihtiyaçlarına uygun her türlü yasal düzenlemeyi yapan iktidar açısından da ve sermaye açısından da fırsata çevrilmiş durumda. İşsizliğin cumhuriyet tarihinde görülmemiş anlamda yükseldiği maalesef ki 30 Haziran’dan bu yana işten atma yasağının, sözüm ona işten atma yasağıydı biliyorsunuz. Tazminatsız işten atmaların önü açılmıştı. Kod 29’la işten atılıyordu. Aynı zaman da işçiler kendi onayları olmadan patronları tarafından ücretsiz izine çıkartılabiliyordu. 30 Haziran’dan itibaren gerçekten çığ gibi büyüdü işsizlik. İnanılmaz rakamlar vardı. Her 4 gençten biri işsizdi bu ülkede bu katlanarak artmaya devam ediyor. Demokratik bir güç birliği yapmamız gerekiyor. Bu olaylara karşı birlikte mücadele etmemiz gerekiyor. Son yaşadığımız Peker ifşaları da bunu zorunluluğunu ortaya koyuyor. Devletle mafyanın iç içe geçtiği Berat Albayrak istifa ederken kullanmıştı şu sözü, gerçek anlamda, at izinin it izine karıştığı halkının kaynaklarının, bu ülkenin halkının alın terinden ve emeğinden oluşan kesilen vergilerle oluşan devlet gelirlerinin nasıl hoyratça kullanıldığını bu ülkenin kendisinin her türlü suç ekonomisinin yönetildiği trafiğin merkezinde olduğunun ortaya çıktığı bunun içerisinde silah kaçakçılığı da var, uyuşturucu ticareti de var. Şimdi ülkenin böyle anıldığı tablo içerisinde. Dolaysıyla hem saldırılardan kurtulabilmenin hem de devlet mafya sermaye ve bunun yanına medyayı da ekleyerek bu kurumuş düzenden kurtulabilme açısından da biz en geniş demokrasi güçlerinin birlikte mücadelesinin. Bu mücadele aynı zamanda seçim işbirliklerini de içerir. Olması gerektiğini dile getiren bir partiyiz. Ama tüm bunlar gerçekleşmediği takdirde kuşkusuz seçimlere tek başımıza da gireriz. Seçimlere daha 2 yıl var. Bu 2 yılda çok şeye gebe bu ülke. Bu ülkenin 2 yıl bekleyecek tahammülü kalmadı.

EMEK PARTİSİ İKTİDARA GELSE İLK NEYİ DEĞİŞTİRECEK?

Başta anayasayı. Şöyle anayasayı derken şunu ifade etmeye çalışıyoruz. Biz iktidara geldiğimiz zaman bu demokratik halk iktidarı olacak. Dolayısıyla emekçilerin hem üretim hizmet birimlerinde hem de yaşadığı bölgelerde seçimle dahil oldukları kurucu meclise ihtiyacı var. Dolayısıyla halkın bir bölümünün katıldığı bu kurucu meclis etrafında birleştiği yeni bir anayasaya ihtiyacı olduğunu ifade ediyoruz. İlk yapacağımız şey bu olur. Demokratik hak ve özgürlüklerin güvence altına alındığı sömürü ilişkilerinin ortadan kaldırıldığı ve emperyalistlerle her türlü askeri, ticari anlaşmalara son verilen gerçekten bağımsız bir ülke yolunda adımlar atmak üzere de yeni bir toplum sözleşmesine de ihtiyacı var bu ülkenin. Dolayısıyla ilk işimiz bu olurdu.

İNSANLAR SİZE NEDEN OY VERSİN?

Bütün bu söylediklerimiz nedeni ile bize oy versin. Burası bir işçi kenti ve bu işçi kentinde emekçiler 2800 lira gibi asgari ücretle çalışıyor. Bu ülkenin devlet gelirlerinin tamamı bu ülkenin emekçilerinin alın terinden kesilen vergilerle ve bütçenin önemli bir kalemi olan dolaylı vergilerle (KDV adı altında kesilen) oluşturulan devlet gelirleri var. Ama bu ülkenin bu kenti emekçileri ne eğitim hakkına sahip, ne sağlık hakkına sahip bunların tamamı paralı hale getirilmiş durumda. Çalışma koşulları son derece ağır neredeyse bu ülkede iş kazalarında hayatını yitiriyor. İşçi sağlığı ve güvenliği önlemleri alınmıyor. Her şeyden önce de emekçilerin ürettiği değer var.  Bir de bu değere onun ürettiği artık ürüne el koyan kapitalistler var. Eğer biz gerçek anlamda emeğimizin karşılığını almak istiyorsak, biz çalışırken hiç çalışmayan bu üretim süreci içerisinde hiçbir emeği olmayan birilerinin bizi emeğimizi el koymasını istemiyorsak ve biz gerçekten de sağlıktır, eğitimdir, barınmadır, ulaşımdır insanca bir yaşam hakkını elde etmek istiyorsak ve bu ülkede alınan her türlü karara doğrudan dahil olmak istiyorsak herkes söyler insanca yaşamak istiyorum. İyi bir gelecek istiyorum. Örneğin emekçilerin tatil hakkı da yok. Bunların gerçekleşebilmesinin koşulu var. Bu kapitalist sömürü ilişkilerinin ortadan kalması. Bunu yapacak olan güçte esas olarak bu dünyadaki ve ülkedeki değerleri yaratan işçi sınıfı ve emekçiler. Onların bir araya gelip, biz nasıl ki bu dünyada bütün değerleri üretebiliyorsak, bu dünyayı da ülkeyi de yönetebiliriz diyecek iradeye sahip olması. Bir iktidar hedefinde böyle bir perspektifle mücadele içinde olması bunu gerçekleştirebilecek o iktidarı gerçekleştirecek programa sahip olan parti Emek Partisi o yüzden de biz işçi sınıfına her milletten işçi sınıfına kendi partisinde örgütlenme ve kendi iktidarı için demokratik bir halk iktidarı için birlikte mücadele çağrısı yapıyoruz. Başkaları gibi şunu söylemiyoruz, bizi seçin biz sizin içim yaparız. Bütün bunların hepsi mücadeleyi içerir. Mücadele de birlikte verilir. Bunu verebileceği yer kendi partisidir. Dolayısıyla kendi partisinde bir araya gelerek bugün onun dertler diye tarif ettiği bütün bunlardan yani ağır çalışma koşulları, yoğun bir sömürü altında çalışma koşulları, hafta tatili bile yüzü görmeme, günde 10-12 saat çalışma, kadın ve erkek arasında her gün artan eşitsizlik. Bütün bunları ortadan kaldırabilmenin en yegâne koşulu sömürü ilişkilerini ortadan kaldırma. Bunun için gelip partilerinde kendi partilerinde örgütlenip doğrudan bu sürecin ve bu mücadelenin parçası olsunlar.

BUGÜN TÜRKİYE'NİN EN ÖNEMLİ SORUNU NEDİR? SİZ BU SORUNU NASIL ÇÖZMEYİ DÜŞÜNÜYORSUNUZ?

Gelir dağılımında korkunç bir adaletsizlik var. Bu ülkede maalesef ki birileri pazar yerlerine girip çıkma var mı diye sorarken, pazar tezgahlarında satılmayan ürünleri alma durumunda kalırken birileri 63 milyon dolar gibi örneğin Binali Yıldırım'ın serveti, bugün Koç ve Sabancı'nın üzerinde. Bu kadar eşitsizliğin olduğu tabloda esas mesele tabi ki gerçek eşitliği sağlamak. Bugün 2021 Türkiye’sinin en temel sorunlarından biri nedir diye sorarsak tek adam rejimi ve onun uygulamaları. Çünkü burada artık temsili bile olsa demokrasi yoktur, parlamento yoktur. Tek bir kişi bu ülkedeki bütün kararları alıyor. Tek bir parti demiyorum çünkü mecburen koalisyon yapmak zorunda kaldılar. Cumhur ittifakı var. Buna istedikleri kadar seçim ittifakı desinler. Esas olarak bu koalisyondur. Süleyman Soylu tartışmaları onu göstermiştir. Biz bu 18 yılda nefes alamaz hale getirildik. Ekonomik olarak da nefes alamaz hale getirildik. Hak ve özgürlüklerinin kullanımı anlamında da nefes alamaz hale getirildik. Bugün Erdoğan ve Cumhur ittifakı dışında ki siyasi partilerin neredeyse politika yapamaz, siyaset üretemez, siyaset yapmasının engellendiği AKP'nin ve Cumhur İttifakının uygulamalarını eleştiren herkesin terörist, vatan haini, dış güçlerin maşası ilan edildiği bir tablo var. Ben yaptım oldu, en iyi ben bilirim dolayısıyla da sadece ekonomik anlamda veya iç politikada yaşanan gelişmeler açısından da değil, dış politikada da bu maceracı adını yeni Osmanlı dedikleri hayallerin bir sonucu olaraktan neredeyse hiçbir dostunun kalmadığı bütün komşularıyla sorunlu hale gelmiş, kendisine koşu ülkelerin topraklarında birtakım hayalleri olan askeri üsleri olan bir ülke durumuna gelmiş durumdayız. Hem ülkede hem dünyada barış, komşularıyla birbirlerinin içişlerine karışmadığı bir ilişkiden tamamen çıkmış durumdayız. İlk yapacak şey kapsamında da söyleyebiliriz tek adam rejiminin karşısında da gerçek bir demokrasi bloğu ile ortaya çıkmak diye düşünüyorum.

MEVCUT İKTİDARI NASIL DEĞERLENDİRİYORSUNUZ?

AKP iktidarı sonuç olarak bir sermaye iktidarı. Dolayısıyla bütün uygulamaları da aldıkları kararlar da hizmet ettiği büyük tekellerin ihtiyaçlarını gözeten, sermaye sınıfının ihtiyaçlarını gözeten bir iktidar. Bu iktidar aynı zamanda da tabi ki kendi politik ideolojik tutumuna uygun olarak da hem bu ülke de zaten sorunlu olan hep baş aşağı giden laiklik ilkesine tümüyle ortadan kaldırmaya muhafazakâr bir toplum da yaratmaya da uğraşan aynı zamanda da onların adına cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi dedikleri bizim adına tek adam rejimi dediğimiz rejimi inşasıyla da hızla bu ülkeyi çok baskıcı hüküm sürdüğü bir ülke haline getirebilmek. Bu iktidar 18 yıldır bunu yapıyor. Herhâlde tek bir cümleyle özetlesek tekellerin iktidarıdır ama aynı zamanda hedefi de bu tekeller içerisinde en saldırgan olanların halka karşı işçi sınıfına karşı en acımasız olanların iktidarı olmak yönünde hızlı adımlar atmaktır.

SON OLARAK EKLEMEK İSTEDİĞİNİZ, SEÇMENLERİNİZE SÖYLEMEK İSTEDİĞİNİZ BİR ŞEY VAR MI?

Tüm bu çizdiğimiz tablo bazen şöyle oluyor biz işleri fabrika esasına göre örgütlenmiş işçilerin partisiyiz. Dolayısıyla işçilerle hep yan yana geliriz. Bazen şöyle oluyor emekçilerde bu karanlık ve kasvetli tablonun değişmeyeceği yönünde bir karamsarlık. Çünkü şöyle bir şey var tek adamlık rejimiyle birlikte iki kutuplu bir siyasete hapsedilmiş durumdayız. Bir tarafta cumhur ittifakı bir tarafta millet ittifakı ve bu ikisi arasında tercih yapmaya zorlanıyor. Biri başkanlık sistemi diyor, bir taraf parlamenter sistem diyor. Ama biz başkanlık sisteminin nasıl ceberut bir sistem olduğunu biliyoruz bunu yaşayarak görüyoruz ama biz aynı zamanda da parlamenter istem dediğimiz sisteminin emekçinin söz sahibi olamadığı çözüm olarak ortaya konan bir sistem var. Bizim dediğimiz şey şu biz seçeneksiz değiliz bu ülkenin emekçileri seçeneksiz değil iki sermaye bloğundan birini seçmek zorunda değil. Gerçekten emeğin haklarını elde ettiği özgür demokratik bağımsız bir Türkiye için demokrasi güçleri ile birlikte mücadele edebilir. Eğer bu demokrasi güçleri yan yana gelemezse bile biz bunu gerçekleşebilmesi için 3. bir odak meydana getirebilmek için son ana kadar mücadele edeceğiz yapılması gereken şey bellidir. Partimizle birlikte bu mücadeleyi vermektir. Şuna inanıyoruz biz bu ülke bağımız demokratik bir ülke haline gelecek. Nasıl gelecek emekçilerim mücadelesi ile gelecek. Gelin hep birlikte bunun için mücadele edelim diyorum.

03 Ağu 2021 - 09:08 Kocaeli- Siyaset


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Koz Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Koz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Kocaeli Koz editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Kocaeli Koz değil haberi geçen ajanstır.

01

İzmi̇tli̇ İşçi̇ - BİZ İŞÇİLERİN HER DAİM YANINDA OLDUNUZ .TEŞEKKÜR EDERİZ.ARZU BAŞKAN.

Yanıtla . 2Beğen . 0Beğenme 04 Ağustos 10:34


Kocaeli Markaları

Kocaeli Koz, Kocaeli ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (262) 332 00 52
Reklam bilgi


Anket Sizce erken seçim yapılmalı mı?