banner478
banner421

Külünk’ün 2017 tarihinde CHP lideri hakkında suç duyurusunda bulunduğu ortaya çıktı

banner418

 AK Parti eski İstanbul Milletvekili Metin Külünk’ün 2017 tarihinde CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu hakkında suç duyurusunda bulunduğu ortaya çıktı

banner482
Külünk’ün 2017 tarihinde CHP lideri hakkında suç duyurusunda bulunduğu ortaya çıktı
13 Şubat 2020 Perşembe 11:11

banner477
banner460

Türkiye son günlerde Fethullahçı Terör Örgütünün siyasi ayağını tartışıyor. CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu Salı günü yaptığı grup toplantısında FETÖ’nün siyasi ayağının Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan olduğunu ileri sürdü. Kılıçdaroğlu’nun bu açıklamaları üzerine siyaset koridorlarında büyük bir tartışma başladı. Ankara ve Türkiye örgütün siyasi ayağını tartışırken, AK Parti eski İstanbul Milletvekili Metin Külünk’ün 2017 tarihinde İstanbul Terör ve Örgütlü Suçları Soruşturma Bürosuna Kılıçdaroğlu hakkında suç duyurusunda bulunduğu ortaya çıktı. Külünk örgütlü suçları soruşturma bürosuna verdiği dilekçede, 13 Aralık 2013 ve 28 Kasım 2017 tarihinde Kılıçdaroğlu’nun örgütle kurduğunu iddia ettiği belgeleri ve bilgileri soruşturma bürosuyla paylaştığı öğrenildi. Külünk dilekçesinde CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu hakkında şu iddialarda bulundu;

MÜSNET SUÇ: Silahlı Terör Örgütü’nün amaçları ve prensipleri doğrultusunda faaliyet yürütmek suretiyle Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’nin görevini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etmek, Cumhurbaşkanına hakaret, İftira ve 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu ile 3713 Sayılı Terörle Mücadele Kanunun ilgili her türlü maddesi.

SUÇ TARİHİ: 13 Aralık 2013 – 28 Kasım 2017

TALEP KONUSU: Şüpheli den suça konu sahte belgelerin istenmesi, bu belgeleri savcılığınıza teslim etmediği taktirde evinde, işyerinde ve CHP Genel Merkezinde arama yapılmak sureti ile belgelere el konulması, şüpheli hakkında kovuşturma açılarak ilgili sevk maddeleri gereğince cezalandırılması talebidir.

AÇIKLAMALARI:

 Bilindiği üzere yaklaşık 40 yıldır ülkemizin içinde çok kritik noktalara konuşlanan dış mihrakların taşeronu FETÖ Silahlı Terör Örgütünün hedefi Türkiye Cumhuriyeti Devletini ele geçirmektir. Bu doğrultuda uzunca süredir ülkemizin en kritik noktalarına yerleşen bu örgütün yine uzunca bir süredir hedefi Sn. Cumhurbaşkanımızdır. Sn. Cumhurbaşkanımız bu örgütün faaliyete geçtiği 40 yıllık süreçte onlara boyun eğmeyen, onlarla mücadele eden ve bu mücadelesinden dolayı örgütün her türlü etkili eyleminde hedef haline getirilen kişi durumundadır. Öyle ki o dönem Başbakan olan bugünkü Cumhurbaşkanımız Sn. Recep Tayyip ERDOĞAN 2011 yılında bu yapı bünyesinde ki dershanelerin kapatılacağını açıklamış, o dönem bu kirli yapıya alenen savaş açmıştır.

 Devam eden süreçte kronolojik sıralama yapmamız gerekirse ülkemize yönelik aşağıdaki eylemler hem içeride hem dışarıda gerçekleştirilmiştir. Buna göre sürecin başlangıcı ve devamı şu şekildedir;

1- 17 ARALIK SORUŞTURMASININ AÇILIŞ TARİHİ   –EYLÜL 2012

2- 25 ARALIK SORUŞTURMASININ AÇILIŞ TARİHİ   -ŞUBAT 2013

3- ABD SENATOSUNA  İRAN-HALKBANK MEKTUBU   -11 NİSAN 2013

4- AZERBAYCANA FETÖ VE SENATÖRLERİN GEZİYE GİTMESİ -26 MAYIS 2013

 5- GEZİ OLAYLARI        -28 MAYIS 2013

 6- BİRİNCİ KUMPAS OPERASYONU      - 17 ARALIK 2013

 7- İKİNCİ KUMPAS OPERASYON      -25 ARALIK 2013

8- HATAY KIRIKHANDA MIT TIRLARININ DURDURULMASI  -1 OCAK 2014

 9- ADANA CEYHANDA MIT TIRLARININ DURDURULMASI  -19 OCAK 2014

 10- ABD SENATOSUNA 2. TÜRKİYEYİ ŞİKAYET MEKTUBU  -18 MART 2015

 11- RIZA SARRAFIN ABD YE GİTMESİ VE TUTUKLANMASI   -22 MART 2016

 12- 15 TEMMUZ DARBE GİRİŞİMİ      -15 TEMMUZ 2016

 13- ABD AÇILAN HALK BANKASI DAVASI    -KASIM 2017

 Yukarıda kronolojisi sıralanan olayların ülkemizde vuku bulan bölümlerin neredeyse tamamında CHP Genel Başkanı şüpheli Kemal KILIÇDAROĞLU’ nun ya bir şekilde dahili yada bir şekilde provakasyonu mevcuttur. Aslında direkt ülkemizin bekasına yönelik yapılan tüm bu eylemleri şüpheli siyasi arenada argüman olarak kullanma bahanesine sığınmış, ancak asıl saikinin örgütün amaçlarına hizmet etmek suretiyle Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin görevini yapmasını kısmen veya tamamen engellemek olduğu bu süreçte anlaşılmıştır. Devamlı suretle halkı hükümete karşı kışkırtma çabası ile ülkede kaos ortamını tetiklemeye çalışan şüphelinin siyasi arenada yapmış olduğu her hareket aslında siyaset için değil FETÖ terör örgütünün amaçları doğrultusunda olduğu anlaşılmıştır.

 Yapmış olduğumuz araştırmalar sonucu ülkemizde meydana gelen olaylar öncesi izahı mümkün olmayan bir şekilde ve birçok noktada şüpheli Kılıçdaroğlu ve beraberinde bulunan kişilerin , ülkemize yönelik eylem gerçekleştiren kişiler ile öncesinde bir araya geldikleri, şüphelinin bu kişiler ile bir araya gelmesinden sonra ise ülkemize yönelik FETÖ silahlı terör örgütünün her seferinde yeni bir eyleme kalkıştığı gözlemlenmiştir.

 Son olarak şüpheli Kemal KILIÇDAROĞLU’nun, sahte belge operasyonu ile sadece ülkemizin Cumhurbaşkanına değil, aynı zamanda ülkemizin huzur ve sükunetine karşı yürütülen uluslararası operasyonun işbirlikçisi durumunda olduğu anlaşılmıştır.    Şüpheli Kemal KILIÇDAROĞLU, sadece Cumhurbaşkanımız’ a şahıs olarak sürekli hakaret ve iftira etmekle kalmayıp ürettiği yalan politikalarıyla ülke gündemini bu yalanlara kilitlemeye çalışmakta, böylelikle ülkemizin enerjini sömürerek ülkemizi uluslararası ekonomik operasyonlara açık hale getirmekte, bir çok zaman ekonomik manipülasyon olmasına sebep olmaktadır. Şüphelinin bu hareketlerini FETÖ silahlı terör örgütünün amaçları doğrultusunda gerçekleştirdiği artık kaçınılmaz ve inkar edilemez bir hal almıştır. 

 ‘’FETÖ’NÜN NİHAİ HEDEFLERİNE HİZMET ETTİ’’

 Şüpheli Kılıçdaroğlu, tamamen dış kaynaklı olan ve FETÖ tarafından üretilmiş olan belgeleri sanki gerçekmiş gibi yayarak terör örgütü ile açık işbirliği içerisine girmekte ve terör örgütünün nihai emelleri doğrultusunda hizmet gerçekleştirmektedir.  Şüpheli İftira siyaseti ve sürekli ürettiği yalanlar ile sokakları terörize etmekte, ülkenin yöneticilerine karşı bir sokak hareketi örgütlenmesi ile ülke güvenliğinin tehlikeye düşmesine sebep olabilecek bir ortamın oluşmasına zemin hazırlamaktadır. Bu hali ile şüphelinin eylemleri milli güvenlik meselesi haline gelmiştir.

Anayasamıza göre her bireyin hukuki sınırlar içinde kalmak kaydıyla görüş ve düşüncelerini, eleştiri ve yorumlarını özgürce dile getirmeye hakkı vardır. Ancak hiçbir bireyin ülke güvenliğine karşı oluşum içerisinde bulunamayacağı gibi yaptıkları hareketler, söyledikleri sözler, eylem ve davranışları ile ülke güvenliği üzerinde tehdit unsuru oluşturmaya da hakkı yoktur. Şüpheli Kılıçdaroğlu son dönemlerde yaptığı açıklamalar ile ifade özgürlüğü sınırlarını aştığı gibi ülkemizin güvenliğine karşı tehlike oluşturmak amaçlı açık bir komplonun parçası haline gelmiştir.

 Yabancı istihbarat birimleri ve terör örgütleri tarafından oluşturulmuş sahte belgeleri kamuoyuna söylemleriyle sanki bu belgeler gerçekmiş gibi servis ederek,  devlet yönetimini zaafiyete uğratma amacı güderek, devlet yöneticilerini zan altında bırakarak, FETÖ silahlı terör örgütünün amaçları ve prensipleri doğrultusunda asimetrik psikolojik harp taktikleri uygulamak suretiyle iktidarı yıkmaya amaçlamaktadır. Şüpheli bu eylemlerini siyaset yaptığı iddiası ile gerçekleştirmektedir. Oysa ki şüphelinin bu eylemleri altında yatan asıl gerçeğin silahlı terör örgütüne hizmet etmek olduğu son yaşananlar ile daha net ortaya çıkmıştır. Şüpheli Kılıçdaroğlu son yaptığı açıklamalarda aleni şekilde devleti topyekün zaafiyeti uğratmak amacıyla hareket etmiştir. Özellikle 28.11.2017 tarihinde gerçekleştirmiş olduğu ve sahte belgelere dayanarak FETÖ silahlı terör örgütünün amaçları doğrultusunda yapmış olduğu açıklamaların, eş zamanlı olarak ABD de New York ta açılan ve 17/25 Kumpas Operasyonun yurt dışındaki ayağı ile aynı anda olması bahsi geçen örgütle irtibatlı ve iltisaklı şekilde hareket ettiğinin en açık göstergesidir.

 ‘’EVİND, CHP GENEL MERKEZİNDE ARAMA YAPILMALI’’

Devletler açısında insani güvenliğin sağlanmasının en önemli unsurlarından biride devletin vatandaşlarına karşı her türlü zihinsel baskıyı önleyerek toplumun militarize edilmesinin önüne geçmektir. Bu durum aynı zamanda devlet güvenliği ile doğrudan ilişkilidir. Şüpheli Kemal Kılıçdaroğlu toplumun doğru bilgilenmesinin önüne geçtiği gibi yanlış bilgilenmesinin de yolunu açarak toplumu zihinsel baskı altına alarak militarize etmek amacı ile hareket etmektedir. Toplumu manipüle ederek bireylerin sağlıklı kanaat oluşturmasını engellemektedir. Özellikle bu gibi eylemlerini gerçekleştirdiğinde ülkemizde bazı çevreleri paniğe sevk etmekte ve ekonomik manipülasyona neden olmaktadır. İnsan ve devlet güvenliğine yönelik tehditler küreselleşme ve gelişen teknolojik imkanlar ile birlikte uluslararası boyut kazanmıştır. Şüpheli Kılıçdaroğlu’nun 28.11.2017 tarihinde CHP grup toplantısında açıkladığı sahte belgeler ile eşzamanlı olarak sosyal medya hesapları üzerinden başlatılan propaganda faaliyetinin direkt olarak devlet ve birey güvenliğini zaafiyete uğratma amacını taşıyan örgütlü bir operasyonun ayakları olduğu açıktır. Bu haliyle şüpheli Kemal Kılıçdaroğlu ülkemize karşı terör örgütleri ile başta olmak üzere yabancı istihbarat kurumları tarafından da ülke güvenliğimize yönelik yürütülen operasyonların açık işbirlikçisi haline gelmiştir. Şüphelinin parti grup toplantısında kamuoyuna gerçekmiş algısı yaratmak ve ülkede kaos ortamı yaratmak için elinde gösterdiği ve konuşmasına dayanak yapmış olduğu belgelerin savcılık makamınca kendisinden istenmesi, bu belgeleri makamınıza teslim etmediği taktirde evinde, işyerinde ve CHP Parti binasında arama yapılarak sahte evraklara el konulması gerekmektedir. Esasen şüphelinin cep telefonu HTS ve GPRS hareket kayıtlarının getirtilmesi, şahsın sorgulanması ve aşağıda kısaca izah edeceğimiz olaylarda ki rolünün aydınlığa kavuşturulması önem arz etmektedir.

 BAŞVURUMA KONU DİĞER OLAYLAR 

 1- 17/25 ARALIK KUMPASI  - (YARGI DARBESİ HAZIRLIK SÜRECİ)

 Yukarıda kronolojik olarak kısaca anlatmış olduğumuz örgütsel eylemlerin devamında, ülkemizde istedikleri kontrol mekanizmalarını ele alamayan FETÖ terör örgütü 17/25 Aralık yargı darbesi hazırlıklarına başlamışlardır. Örgütün en başından beri, ABD derin devletinin siyasetteki tepe ismi olan ve demokrat partinin ileri gelen kişilerinden olduğu iyi bilinen senatör Charles Edward Schumer (Chuck Schumer) ve ona bağlı senatörler ile birlikte hareket ettikleri bilinmektedir. Soruşturması makamınızca yürütülmekte olan başka bir dosyada ki bu şüpheli ile FETÖ Silahlı terör örgütünün bağını, bu örgüt mensuplarının ise şüpheli Kemal KILIÇDAROĞLU ile yakın irtibat ve iltisakını kısaca şu şekilde izah etmemiz gerekmektedir. ABD’nin ziyarete açık seçim sayfası kayıtları incelendiğinde ana dosya şüphelisi ABD’li senatör Chuck Schumer’a , ABD de yaşayan FETÖ mensuplarınca bağış adı altında yüklü paralar yatırıldığı, bu senatörün devamlı suretle FETÖ silahlı terör örgütü mensuplarıyla vakit geçirdiği, hatta bu senatörün FETÖ mensuplarının çocuklarına başarı belgeleri verdiği görülmektedir. Senatör Schumer’a, bağlı komitelere ve demokrat partiye bağış adı altında yüklü paralar yatıran kişiler incelendiğinde ABD de bulunan ve onursal başkanlığını FETÖ silahlı terör örgütünün lideri Fethullah Gülen’in yapmış olduğu “TCC (Turkish Cultural Center) başkanı Av.Zafer AKIN, TAA (Turkic Amerikan Allience) başkanı Faruk TABAN, TCAE(Turkuaz Council of Americans and Euroasians) ve Niagara Vakfı başkanı ve aynı zamanda terör örgütü elebaşının ABD’de ki sağ kolu Kemal ÖKSÜZ ve bunların aile fertleri ve yakınları olduğu görülecektir.  Bu kişiye, komitelerine ve demokrat partiye seçim çalışmaları için bağış yapan ABD vatandaşlarını incelediğimizde; 50-USD, 100-USD, 250-USD gibi bağışlar yaptıkları, ABD de bulunan dünyanın en büyük fastfood zinciri olan MC DONALDS’ın bile 1000-USD, FACEBOOK sosyal medya sahibi ve dünyanın en zengin kişileri arasında yer alan Mark Zuckerberg’in dahi 1500-2000-USD bağış yaptığı ve ABD’nin en seçkin ve büyük firmalarının en fazla 2-3 sefer 1000-2500-USD arasında bağışlar yaptığı görülmüştür.

ABD’nin ve dünyanın en zengin firma ve kişilerinin yapmış olduğu bağış rakamlarının bu sınırları aşamadığı, dikkat çekici bağış para hareketlerinin ABD etik kurulu tarafından tespit edildiği ve bağış rakamlarının ABD siyasi etik kurallara aykırı meblağlarda olması halinde, Senatoya bağlı etik kurulu tarafından  rapor tanzim edildiği, yatan bağışların rüşvet düzeyine yaklaşması halinde, bu konularda ABD’de soruşturmalar açıldığı, soruşturmalara konu olmamak için ABD vatandaşlarının dürüstlük kuralınca etik değerleri aşamayacak bağışlar yapmak zorunda oldukları tespit edilmiştir.  Ancak ABD de senatör Charles Edward Schumer (Chuck Schumer) ile yakın temasta ve onun kontrolünde hareket eden FETÖ silahlı terör örgütünün, Türkiye’den ABD’ye aktardıkları himmet ve diğer gelirleri bağış adı altında rüşvet verirken kullandıkları, örgütün mensupları vasıtasıyla, sistematik olarak devamlı kendileri ve aile efratlarınca üst üste aynı gün ve arka arkaya aynı noktalardan bu senatöre, demokrat partiye, komitelerine ve fonlarına 2500-USD + 2500-USD+2500-USD gibi bağışlar yaptığı, bağışların etik olarak dikkat çekmemek için ve etik kurulu raporlarına konu olmamak için bu sınırlarda tutulduğu, ancak gün, hafta ve aynı ay içerisinde yapılan bağışlar toplandığında Türkiye vatandaşlarından yüzbinlerce dolar bağış adı altında rüşvet gönderildiği, bazen ise sırf dikkat çekmemek için ara ara 1000-USD, 500-USD gibi meblağlarda bağışlar yapıldığı, bu şekilde arka arkaya yatırılan 2500-USD rakamların dikkat çekmesinin engellendiği, aynı ay ve yıl içerisinde yapılan parça parça bağış adı altında yatan paralar toplandığında  ise milyonlarca doları bulduğu, ve tüm yıllar incelendiğinde aynı 100-150 isimin yüklü miktarlarda ve örgütsel hareket ederek bu paraları aktardıkları, bağış adı altında yatırılan bu paraların çoğu zaman aynı gün üst üste Türkler tarafından yatırıldığı, bu yatırılan paraların aslında bağış değil rüşvet olduğu anlaşılmıştır. (Örnek vermek gerekirse 2012 yılının 12. Ayında aynı gün ABD’nin çeşitli şehirlerinden 40-50 Türk vatandaşının 2500-USD gibi rakamlar yatırdığı, ancak aynı ayın diğer günlerinde hiçbir Türk vatandaşının para yatırmadığı, belli bir süre sonra tekrar aynı gün aynı Türk vatandaşlarının başka gün yokmuşçasına aynı miktarlarda para yatırdıkları tespit edilmiştir. Yatırılan miktarlar büyük oranda sıralı şekilde 2500-USD olup, ara ara şüphe çekmesin diye sıralı meblağların aralarına 500-1000-USD gibi meblağların sıkıştırıldığı tespit edilmiştir).

17/25 Aralık kumpas soruşturmalarının başlatıldığı Ekim 2012 ve Şubat 2013 tarihlerinden hemen sonra 11 Nisan 2013 tarihinde şüpheli Chuck Schumer kontrolünde 47 senatör imzalı ve konusu “TÜRKİYENİN, İRANA YÖNELİK AMBARGOYU DELDİĞİ, EKONOMİ BAKANI ZAFER ÇAĞLAYANIN HALK BANKASI ÜZERİNDEN ,İRANA ÖDEME OLARAK ALTIN GÖNDERDİĞİ, CUMHURBAŞKANIMIZ SN.RECEP TAYYİP ERDOĞAN’IN HAMAS’A 300 MİLYON DOLAR YARDIM YAPTIRDIĞI” konulu ve FETÖ ağızı ile şikayet mektubu yazılmış ve bu mektup ABD senatosuna ve dönemin dışişleri bakanı Kerry’e verilmiştir. Bu mektup içeriği incelendiğinde 17/25 Aralık kumpas dosyalarından o dönem bu şüpheli ve imza atan senatörlerin öncesinden bilgisi olduğu, hatta aslında öncesinden tasarlanarak usüsüz olarak başlatılan soruşturmanın başlatılmasında rolleri olduğu, FETÖ ile organize şekilde hareket ettikleri, soruşturma başlatılmadan önce usulsüz dinlemelerin yapıldığı, daha sonra bu dinlemeler üzerinden soruşturma dosyasının açıldığı, yapılan usulsüz dinlemelerde ki muhtelif kelimelerin birleştirilerek farklı anlama çıkacak cümleler oluşturulduğu, bu şekilde bir takım  cep telefonu tapelerinin soruşturma dosyasına sokulduğu anlaşılmıştır.  Bu durumun öncesinden FETÖ tarafından tasarlandığı FETÖ sanığı Nazlı ILICAK’ın “SABAH GAZETESİNDE 28 AĞUSTOS 2011 TARİHLİ –BİR BAŞARI ÖYKÜSÜ-BAŞLIKLI YAZISINDAN” apaçık anlaşılmaktadır. Bu yazı içeriği incelendiğinde FETÖ’nün 17/25 Aralık yargı kumpasının çalışmalarının çok önce yapılmış olduğu, soruşturma dosyası içerisinde ki telefon tapelerini nasıl oluşturduğu açıkça anlaşılmaktadır. 17/25 Aralık yargı darbesi girişiminden 13 gün önce ABD de görüşmüş olması, görüştüğü FETÖ mensupları ile bağlantılı kişilerin, Türkiye de ki 17/25 Aralık  darbe girişimi dosyalarında sanık olmaları, ülkemizde başarısız olan 17/25 Aralık Kumpasının davasını devam eden süreçte ABD de açan kişiler ile diğer dosya şüphelisi Chuck SCHUMER’ın ve FETÖ mensuplarının yakın irtibatlı oldukları birlikte değerlendirildiğinde, şüpheli Kemal Kılıçdaroğlu’nun FETÖ silahlı terör örgütü ile fikir ve eylem birliği içerisinde Türkiye Cumhuriyeti Devletinin mevcut seçilmiş hükümetinin görevini kısmen veya tamamen yapmasını engellemek amacıyla hareket etmiş olduğu rahatlıkla anlaşılacaktır.

 17/25 ARALIK 2013 TARİHİNDEN 13 GÜN ÖNCE KEMAL KILIÇDAROĞLU VE BERABERİNDE BAZI CHP’Lİ MİLLETVEKİLLERİ ABD’NE GİDEREK FETÖ SİLAHLI TERÖR ÖRGÜTÜNÜN ÜST DÜZEY YÖNETİCİLERİ İLE BİR ARAYA GELMİŞLERDİR. 5 ARALIK 2013 TARİHİNDE ABD’DEN DÖNMÜŞLER, ARDINDAN 17/25 ARALIK KUMPAS OPERASYONU OLMUŞTUR. ŞÜPHELİ KEMAL’İN BİLGİSİ DAHİLİNDE EYLEMLERİN GERÇEKLEŞTİĞİ RAHATLIKLA ANLAŞILMAKTADIR.


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.