25 Mayıs 2017 Perşembe

  • 3,567 TL
  • 4,001 TL
  • 144,21 TL
  • 97.811
KOCAELİ 20°

AH MARİ! MARİ, MARİ, MARİ…

Ah Mari! Mari, Mari, Mari…

Kadın hasta yatağında gözleri kapalı, alnı ve şakakları terli… Simsiyah kirpiklerine kadar yorgun. Kapkara saçlarında umutsuz bir bekleyiş, sona doğru… Başucunda onun zayıf ellerine yüzünü koymuş, çaresiz bir adam. Yazdığı en güzel şiiri son kez sesliyor ve gördüğü en güzel resmi zihnine kazıyor gibi derin acılar içinde… Bir zamanlar günler geceler boyunca dokunmaya doyamadığı o sıcak esmer ten, şimdi yatağında soğuk bir heykel gibi durmakta. “Al damarın, mor damarın ve şah damarın sustuğu’ o anda, 1946 yılının sonbaharında ‘çebişe’ veda.

10 Kasım 2016 Perşembe 15:57 Yaşam

Kadın hasta yatağında gözleri kapalı, alnı ve şakakları terli… Simsiyah kirpiklerine kadar yorgun. Kapkara saçlarında umutsuz bir bekleyiş, sona doğru… Başucunda onun zayıf ellerine yüzünü koymuş, çaresiz bir adam. Yazdığı en güzel şiiri son kez sesliyor ve gördüğü en güzel resmi zihnine kazıyor gibi derin acılar içinde… Bir zamanlar günler geceler boyunca dokunmaya doyamadığı o sıcak esmer ten, şimdi yatağında soğuk bir heykel gibi durmakta. “Al damarın, mor damarın ve şah damarın sustuğu’ o anda, 1946 yılının sonbaharında ‘çebişe’ veda.

Bazı hayatların en büyük dayanağı aşktır ve tabi bazı insanların da. Her aşk onu yaşayanlar için ayrı bir öykü olsa da bazı aşkların onları ayrı kılan, sanatlarına, dönemlerine ve tarihe tanıklık eden kişileri vardır. 1940’larda tanışan şair, ressam, heykeltraş Bedri Rahmi Eyüboğlu ve Ermeni sanatçı Mari Gerekmezyan gibi…

Güzel Sanatlar Fakültesinde asistanlık yaptığı yıllarda, oğlu Mehmet Hamdi’yi kucağına yeni almış, taze bir babadır Bedri Rahmi. Eşi Eren Eyüboğlu da kendisi gibi yetenekli bir ressamdır. İkinci Dünya Savaşı’nın git gide zorlaştırdığı koşullarda, okuluna misafir öğrenci olarak gelen genç Mari, Bedri Rahmi’nin kalbini, sanatını ve dünyasını güzelleştirecek, eşi Eren Hanım’ı ise bir ömür geçmeyecek bir kalp ağrısına sürükleyecektir. Bedri Rahmi ve Eren Eyuboğlu’nun onca zorluğa rağmen bir ömür süren evliliklerinin ortak noktası ise bu yasak aşkın her ikisinin de hayatlarının en derin yarası olmasıdır.
Mari Gerekmezyan, buğday tenli, siyah saçlı, gece gözlü bir Ermeni kızıdır. İyi bir ailede yetişmiş, iyi bir eğitim almış ve heykel sanatıyla ilgilenmektedir. Bedri Rahmi ile tanıştıklarında onun evli olduğunu bilmesine rağmen sanatçıya karşı koyamamış ve bir süre sonra aşk yaşamaya başlamışlardır. Eren Hanım’ın bu aşkı öğrenmesi pek uzun sürmemiş, başlangıçta geçer diye ümit etse de Mari ve Bedri Rahmi birbirine tutkuyla bağlanmıştır. Sevdiği adamdan vazgeçmek istemeyen Eren Hanım, Bedri Rahmi’nin Mari’yi çizdiği portrelere, şekillendirdiği heykellere ve dost sohbetlerinde durmadan konu edilen bu hikayeye daha fazla tahammül edememiş ve minik oğlunu da alarak Paris’e gitmiştir.
Bedri Rahmi ise Mari’yle yeniden o ilk gençlik heyecanlarına dönmüş, hayatının en son aşkını deli dolu yaşamaya koyulmuştur. Zaman zaman Anadolu’nun çeşitli illerine iş için gönderilmişse de telgraf notları, mektuplar, Mari’ye olan aşkını taze tutmuştur. Göremediği yerde bir taşın, kilin ya da seramiğin biçimsiz ve sert yüzünü şekillendirmiş, kendisine bir Mari ya da Mari’yi anlatan bir büst yapmıştır. Erişemediği, sesini duyurmadığı yerde sigara paketlerine, küçük kağıtlara dizeler karalamış ve sevgilisini ‘Karadutum’ diye çağırmıştır. Bedri Rahmi’nin Anadolu seyahatlerinden diline dolanan ve Mari’yle beraber söyleyip gülüştükleri, keçi yavrusu anlamına gelen ‘çebiş’ kelimesi, aralarında bir hitap sözcüğü olmuş ve Mari, pek de edebi olmayan o muzip mektuplarında sanatçıya ‘çebişim’ diye seslenmiştir. Renkler, hevesler, sevişmeler ve özlemler 1946 yılında yerini büyük bir hüzne bırakmıştır.
Genç yaşında tüberküloza yakalanan Mari, hayatının son bir yılını yatakta geçirmiş ve savaş yılları olduğundan kendisi için ilaç bile bulunamamıştır. Bedri Rahmi, henüz 32 yaşında olan Mari’yi kurtarmak için en güzel tablolarını yok pahasına satışa çıkarmış ancak aynı yılın sonbaharında altı yıllık sevgilisini, ‘karadutum, çatal karam, çingenem/daha nem olacaktın bir tanem/gülen ayvam, ağlayan narımsın/kadınım, kısrağım, karımsın’ dediği Mari’yi toprağa vermiştir.
“Türküler bitti/ Halaylar durdu/ Horonlar durdu/ Hüzün geldi başköşeye kuruldu / Yoruldu yüreğim, yoruldu” dizelerini o yıllarda kaleme alan Bedri Rahmi’nin hayatının en zor ve acı yıllarını, Paris’ten dönerek ona destek olan eşi Eren Hanım ile aştığı düşünülse de yıllar sonra dost meclisinde okunan ‘Karadutum’ şiiri, Bedri Rahmi’yi gözyaşlarına boğmuştur. İki kişilik aşkın ve üç kişilik acının mimarı Mari gitse de aşkı Bedri Rahmi’den hiç gitmemiştir.
……………………………………………………………………….
Karadut
Karadutum, çatal karam, çingenem
Nar tanem, nur tanem, bir tanem
Ağaç isem dalımsın salkım saçak
Petek isem balımsın ağulum
Günahımsın, vebalimsin.
Dili mercan, dizi mercan, dişi mercan
Yoluna bir can koyduğum
Gökte ararken yerde bulduğum
Karadutum, çatal karam, çingenem
Daha nem olacaktın bir tanem
Gülen ayvam, ağlayan narımsın
Kadınım, kısrağım, karımsın.
………………………………………………………….
Sitem
Önde zeytin ağaçları arkasında yar
Sene 1946
Mevsim
Sonbahar
Önde zeytin ağaçları neyleyim neyleyim
Dalları neyleyim.
Yar yollarına dökülmedik dilleri neyleyim.
Yar yar!..Seni kara saplı bir bıçak gibi sineme sapladılar
Değirmen misali döner başım
Sevda değil bu bir hışım
Gel gör beni darmadağın
Tel tel çözülüp kalmışım.
Yar yar
Canımın çekirdeğinde diken
Gözümün bebeğinde sitem var
…………………………………………
Hüzün Geldi
Türküler bitti
Halaylar durdu
Horonlar durdu
Al damar, mor damar, şah damar sustu
Bahçeler put kesildi birer birer
Meyveler salkım saçak taş.
Bir bulut uçardı
Başıboş bedava
Yandı kül oldu.
Hüzün geldi başköşeye kuruldu
Yoruldu yüreğim yoruldu.
Ağaç büyür arkasında koşamam
Kervan yürür peşi sıra düşemem
Yıldız akar uçsam da yetişemem.
Hüzün geldi baş köşeye kuruldu
Yoruldu yüreğim yoruldu.

Edebiyat Sayfası
Onur Pelin TÜMER

YORUM EKLE

Güvenlik Kodu

DİĞER HABERLER

SONRAKİ HABER

Kocaelide dört hastane Başhekimi değişti

Kocaelide dört hastane Başhekimi değişti