26 Haziran 2017 Pazartesi

  • 3,502 TL
  • 3,919 TL
  • 142,66 TL
  • 99.639
KOCAELİ 20°

“KADINA ŞİDDET SON 10 YILDA YÜZDE BİN 400 ARTTI”

“Kadına şiddet son 10 yılda yüzde bin 400 arttı”

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü, tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de kutlanacak.

08 Mart 2017 Çarşamba 22:18 Röportajlar

Röportaj Yeliz KORAY


8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü, tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de kutlanacak. Ancak bu kutlama kadınlara çiçek gönderme, onların bir araya gelip eğlendiği bir gün olarak değil; sorunlarının masaya yatırıldığı, haklarının savunulduğu bir kutlamaya dönüşmeli. Çünkü 8 Mart 1857 tarihi, kadınlara haklar verildiği bir tarih değil, kitlesel bir ölümün yıldönümüdür. O tarihte ABD'nin New York kentinde 40 bin dokuma işçisi daha iyi çalışma koşulları istemiyle bir tekstil fabrikasında greve başlamış, ancak polisin işçilere saldırıp onları fabrikaya kilitlemesiyle bir facia yaşanmıştır. Fabrikada çıkan yangın, 120 işçi kadının hayatına mal olmuştur. Aradan 160 yıl geçmesine rağmen bugün hala kadınların sosyal ve hukuki haklarını konuşuyor hatta ülkemizin sorunları başlığı altına ‘kadına şiddet ve taciz-tecavüz’ kelimelerini yazıyoruz. Bu nedenle gerek iş hayatında gerek sosyal ve aile hayatında olmak üzere kadınların yaşadığı sorunları Avukat Filiz Aykan ile birlikte masaya yatırdık. Kocaeli Barosu Yönetim Kurulu üyesi ve Kadın Hakları Merkezi'nin koordinatörü olarak görevli Aykan, son 10 yılda kadına yönelik şiddet olaylarının yüzde bin 400 arttığına dikkat çekerek devletin bu sorunu ciddi ve temelden çözmeye yönelik bir sistem geliştirmesi gerektiğini söyledi.

 

Sayın Aykan, özellikle son yıllarda kadınların her şeyini tartışır hale geldik. Oturması, kalkması hatta gülmesi bile günlerce tartışılan Türk kadınının Nene Hatun’dan bu yana gelen tanımı bilinçli bir şekilde değiştiriliyor mu sizce?


Maalesef öyle. Aslında Türk kadını geçmişten beri güçlü bir karaktere sahip. ‘Anadolu kadını’ değimiz bir tabir var. Nene Hatun, Kara Fatma, Rahime Hatun gibi… Bunlar düşmana ilk kurşunu sıkan, Anadolu'da örgütlenmenin başını çeken kadınlar. Türk kadınının güçlü olmasının temeli  çok çalışkan ve üretken olmasıdır. Tarımda ve hayvancılıkta emek veren kadınlar Cumhuriyet'in kuruluşuyla birlikte  medeni ve siyasi haklara sahip oldu. Medeni Kanunun 1926 yılında kabulü ile aile hayatına yenilikler getirmiş ve kadına erkekle eşit haklar tanımıştır. Yine; 1930 yılından itibaren çıkarılan bir dizi yasa ile önce Belediye seçimlerine katılma, sonra köylerde muhtar olma, ihtiyar meclislerine seçilme hakkı tanınan kadınların milletvekili seçme ve seçilme hakları da 5 Aralık 1934’de tanındı . Bir kıyas yapmak bakımından örnek vermek gerekirse; Fransa'da kadınlara seçme ve seçilme hakkı 1944 yılında verilmiştir.  Ancak, kadınlara tanınan bu haklar son 15-20 yıllık süreçte yavaş yavaş  ve bilinçli bir şekilde geriye çekilmeye,  kadın sosyal hayattan ve iş hayatından uzaklaştırılmaya başlandı.

 

 

“ANNELİĞİ KULLANARAK İŞ HAYATINDAN UZAKLAŞTIRIYORLAR”


Kadınlar toplumsal hayattan kutsal bir değer  kullanılarak uzaklaştırılıyor. “Kadın annedir, evinde iyi bir anne ve eş olması önceliktir,” diyorlar. Evet, kadının iyi bir anne olma sorumluluğu var ama erkeğinde iyi bir baba olma sorumluluğu var. Kadınlarımız  hem evde hem de işte aslan gibi çalışabilecek kadar güçlü, yetenekli ve akıllıdır.


 
Kadınlar hakkındaki olumsuz söylemler toplumu etkiliyor mu sizce?


Elbette etkiliyor. Kadınların iş hayatında ve üretimde daha çok yer almaları bakımından cesaretlendirilmesi   gerekirken  maalesef sürekli olarak tam tersi yönde siyasal bir politika  izlenmektedir. Bakınız, yine son 15 yıldır toplumun algısı şu şekilde yönetilmeye çalışılmaktadır; kadınlar kırılgan naif varlıklardır, onlar bir kenarda kenarda dursun, erkekler de lütfedip kadınlara iyi davransın. Oysa kadınlar güçlüdür ve bir erkeğin başarabildiği her işi başarabilirler. 

 

Baronun Kadın Hakları Merkezi'ne daha çok ne tür konular geliyor? Çalışmalarınızdan biraz bahseder misiniz?


Komisyona daha çok şiddet mağduru ve cinsel saldırı suçlarına maruz kalmış kadınlar  başvuruyor. Bu kadınlar genellikle kültürel ve ekonomik düzeyi düşük, belirli mesleği olmayan ve aile desteği alamayan kişilerdir. Bu mağdureler sorunlar karşısında yalnız bırakılıyorlar ve kendilerini nasıl koruyacaklarını bilmiyorlar. Biz de Kocaeli Barosu Kadın Hakları Merkezi olarak tamamen gönüllülük esasıyla topluma karşı sosyal sorumluluğumuzu yerine getiriyoruz. Baromuza ve Merkezimiz'e başvuran kadınlara  başta hukuki destek olmak üzere her tür desteği sağlıyoruz.


Bahsettiğiniz cinsel saldırı suçları aslında ülkemizin büyük sorunu. Ancak son yıllarca çıkan haberlere bakınca cinsel saldırı suçunu işleyen erkekler ya serbest kalıyor ya da tutuksuz yargılanıyor. Bir kadın olarak tecavüzün meşrulaştırılmaya çalışıldığını hissediyorum. Sizce de öyle olmuyor mu?


Aynen doğru. İşte bu nedenle son 10 yılda kadına yönelik şiddet yüzde bin 400 arttı. Üstelik bu sadece adli makamlara yansıyan kısım. Kadına yönelik şiddet  ve cinsel saldırı vakalarının çok büyük kısmı  adli mercilere hiç yansımıyor. Çünkü,  bu şiddet ve saldırı çoğu zaman ya aile içinde oluyor ve aile içinde üstü kapatılıyor. Dışardan bir kimse tarafından yapıldığında da kadınlar  uğradıkları bu saldırıyı ailesine bile anlatmaya utanıyor  veya anlatmaya korkuyorlar. Bir araştırmada okumuştum; her yüz kadından 97’si fiziksel, cinsel, ruhsal veya ekonomik şiddete maruz kalıyor. 

 

 

Diğer ülkelerde kadına yönelik şiddet ve cinsel saldırısı suçlarının cezaları nasıl? Bizim gibi tutuksuz yargılayan ülke var mı?


Uygar bir hukuk devleti olmayı başarmış ülkelerde  bu tür suçların yaptırımı çok ağır. Örneğin, bu konuda Fransa’yı çok beğeniyorum. Özellikle çocuklara karşı yapılan cinsel saldırı suçlarında sanığa hem hapis cezası veriliyor hem de olayın durumuna ve sanığın kişiliğine göre kimyasal hadım işlemi uygulanıyor. Üstelik bu tür suçlardan ceza alan kişilerin bir ömür boyu yaşadıkları yeri karakola bildirmeleri gerekiyor. Bu uygulama, yani  cezasını çeken suçlunun tüm hayatı boyunca devlete bu şekide adres bildirme ve belli aralıklarla karakola görünme zorunluluğu Sarkozy döneminde çok tartışıldı. Kişi cezasını zaten hapiste çekiyor, o kişiyi ömür boyu bu şekilde denetime almak  adeta ömür boyu cezalandırma anlamına geliyor, bu insan haklarına aykırı denildi. Ancak Sarkozy de “Saldırıya uğrayan çocuk ve ailesi de bir ömür boyu bu acıyla yaşayacak, biz esas onların insan haklarını düşünmeliyiz ” diyerek tartışmaları noktaladı.


 
“BİR KEZ YAPAN YİNE YAPAR”


Ülkemizde de  böyle bir sistem olması gerektiği kanaatindeyim. Zira; istatistikler cinsel saldırı suçlarını işleyen kişilerin fırsatını bulduğunda  aynı eylemi yine yaptığını gösteriyor. Çünkü bu psikolojik bir sorun. Bir çocuk kaybolduğundan geçen her dakika  o çocuğun bulunması ve kurtarılması için hayati öneme sahiptir. Fransa’da bir çocuk  kaybolduğunda  polis hemen bu tür suçlardan sabıkası olan kişileri  ve yaşadıkları yerleri incelemeye alıyor. Genelde de bu araştırma yötemi çocukların en kısa sürede ve zarar görmeden bulunabilmesine  büyük katkı sağlamaktadır. Ülkemizde de  kadına ve özellikle de çocuklara karşı  cinsel saldırı suçu işleyen kişilere kimyasal hadım işlemi ve ömür boyu adres kontrollü yaşam şekli getirilmesi düşünülebilir.

 

Bizim cezalarımız az sonucunu mu çıkarmalıyız peki?


Kadına yönelik şiddet ve cinsel saldırı suçlarında yasanın belirlediği cezalar aslında ağır.   Fakat  elbetteki eksiklikler var. Kanaatimizce, kanunların uygulanmasında  ve cezaların infaz şeklinde sıkıntı var. Şöyle ki; mahkemeler karar verirken  çoğu zaman  suçluya  kanunun belirlediği  ceza aralığının en alt sınırından ceza  veriyor,  sonrasında bu cezaya sanığın iyi hali var denilerek ,sanık tahrik edilmiş denilerek tahrik indirimi yapıyor. Eğer, suçlunun sabıkası da yoksa sanığın  indirimlerden sonra kalan  cezası da erteleniyor. Denetimli serbestlikle de dışarı çıkıyorlar. Netice de cezalar  ve cezanın infaz şekli caydırıcı olmadığı için çoğu zaman bu suçlu fırsatını bulduğunda aynı veya benzer suçu yine işliyor.  Kadına yönelik şiddet ve cinsel saldırı suçlarının önlenmesi için suçlulara kanunun belirlediği en üst hadden ceza vermesi, indirim uygulanması yerine cezanın arttırım nedenlerinin dikkate alınarak belirlenen temel cezaya arttırım yapılması ve  sonuçta da cezanın gerçek anlamda infaz edilmesi   gerekmektedir. 

 

“ÖRNEK KARARLAR OLMALI”


Mahkemelerimizin İngiliz bir hakimin verdiği karar gibi örnek kararlar vermesi lazım. İngiliz yargıç, gece yarısı parktan geçen kızı korkutan adama, 7 yıl, 7 gün hapis cezası verince şaşıran gazeteciler sormuş: "Adam kıza elini bile süremedi. Kaçan kızın çığlıklarına yetişenler de adamı yakaladı. Bu ceza çok değil mi?" Yargıcın yanıtı hukuk tarihine geçecek düzeydeydi: "Kızı korkutmanın karşılığı 7 gündür. 7 yıl, İngiliz kızlarının gece yarısı parkta dolaşma özgürlüklerine saldırmanın cezasıdır. Böyle emsal kararlar olmalı ve yangınlaşmalı ki, Özgecan olayları yaşanmasın. Üstelik bu  tür şiddet ve cinsel saldırı suçları   toplumsal bilincimizde devlete ve hayata karşı güven duygumuzu yok ediyor, ağır travma  yaratıyor. 

 

Şort giyen bir kadına otobüste tekme atan adamı hatırlarsınız. Serbest bırakıldıktan sonra çıkan toplumsal tepkiler nedeniyle yeniden gözaltına alındı. Bu tür sçluların toplumsal bir tepki olmadan ceza almayacağını gördük. Mahkemelerimizin tepkiye göre karar vermesi hukuka güveni zedelemez mi?


“ADETA SUÇA TEŞVİK EDİLİYOR”


Elbette zedeler ama yine aynı noktaya geliyoruz. Meselenin özü cezaların cadırıcı olması zorunluluğudur. Kanunlar tam  ve yerinde olarak uygulanırsa caydırıcılık sağlanabilir.  Ayrıca, artan bu tür suç oranlarının azaltılması için kanundaki ceza miktarları da arttırılmalıdır. Ama maalesef gün geçtikçe cezaların hafifletilmesi yönünde kanun değişikliği yapılıyor. Adeta suça teşvik ediliyor. Tecavüz meşrulaştırılıyor.

 

Diğer ülkelerde bir kadına dokunmanın cezası nedir?


Bizim toplumumuzda öncelikle şu bilincin oturması lazım. Kadın nerede olursa olsun, ne giyerse giysin kadının açıkça rızası olmadan  kimsenin ona dokunmaya hakkı yoktur. Avrupa’da ve Amerika’da kadınların özgür ve güvenle yaşamalarının nedeni bu bilincin yerleşmiş olmasıdır. Yurt dışı seyahatlerimde  fırsat buldukça adliyelere gider, izin verilirse duruşmaları izlerim. En son İspanya ziyaretimde yerel tercümanımıza “burada kadına karşı şiddet suçlarının oranı nedir?”  diye sordum. Rehber şaşkınlıkla yüzüme bakarak;  bizde kadına şiddet diye bir kavram yok, bir kadına şiddet uygulamak çok büyük bir suçtur,  cezası da çok ağırdır,  ayrıca bir kadına neden şiddet uygulanır ki diye sordu? Bu cevaba onlar adına sevindim, ülkem adına üzüldüm. Çünkü; bizim  ülkemizde bu konu çok büyük ve yaygın bir sorun. Ama onlarda  kadına şiddet diye bir kavram dahi yok.  

 

Peki, eşlerine şiddet uygulayan kocalar elini kolunu sallayarak dışarıda dolaşırken kadınların devlet koruması adı altında barınma evlerinde adeta bir kafese konulmasına nasıl bakıyorsunuz? Diğer ülkelerde durum nedir? 


Gelişmiş ülkelerde devlet koruması var ama olarda davalar en geç 1 ay içinde bitiyor. Dava görülürken koca gözetim altında tutuluyor. Koca, eşine yeniden bir zarar verirse doğrudan hapise gireceğini biliyor. Kadına yaklaşmak aklının ucundan bile geçmiyor. Bizim kültürümüz onlardan biraz farklı olduğu için kadının korunma süresi daha uzun sürüyor. Çünkü, kadına karşı tehlike sadece kocası değil. Kocasının babası, kardeşi ve diğer yakınları var. Hatta kadının kendi ailesi bile  kadını cezalandırmaya çalışabiliyor. Bu yüden kadının uzun süre devlet koruması altına alınması, onun iyiliği için bir zaruret olmaktadır.

 

 

ÇOCUĞA TACİZ SAYISI ÇOK!


İlimizde çocuğa karşı cinsel saldırı suçları çok mu?


Kocaeli, pek çok şehirden göç almış kozmopolit bir şehir. Bu nedenle;  bu tür suçların seviyesi  de ülke geneliyle parelel denilebilir. Ancak, yine de pek çok şehirden biraz daha düşük seviyede olduğunu düşünüyorum. Zira; Kocaeli’de  yaşayan insanların eğitim ve kültür seviyesi birçok ile göre daha yüksek seviyede.


 
Kadın Hakları Merkezi'nize yansıyan cinsel taciz ve saldırı  olayları genellikle akrabalardan mı geliyor?


Bizim toplumsal yaşam şeklimiz aile ve yakın çevreyle süren bir yaşam.  Bu nedenle bu tür saldırılar da genelde akraba ve yakın çevrede bulunan kişilerden geliyor. Bir de bu suçların artmasını toplum ruh sağlığımızın  bozulmasına bağlıyorum.


 
Peki, cinsel saldırıya maruz kalan çocukların ailelerine ne önerirsiniz?


Ailelerin güçlü olması ve her ne olursa olsun çocuklarına sahip çıkmaları lazım. Bilhassa da annelerin çocuklarına sahip çıkması lazım.  Çocuğumuzun adı çıkmasın, namusumuz zedelenmesin mantığında olmasınlar. Olayların üstünü örtmek yerine çocuklarını kurtarmayı  ve suçlunun cezasını çekmesi yolunu seçmeleri lazım.


 
Yaşadığınız örnek bir dava var mı bu konuyla ilgili?


Evet, davasını izlediğim bir olay olmuştu. Geçtiğimiz yıllarda  14 yaşlarında iki kız iki erkek Yuvacık'ta  baraj yolu tarafında dolaşırken barajda görevli bir işçi çocukları korkutuyor. Kız çocuğunun birini tutuyor diğerleri kaçıyor. Bu kişi kızı arabasına bindirip üstünü çıkartıyor ve taciz ediyor. Görüntülerini cep telefonuna kaydedip olanları anlatırsa onu tüfekle öldüreceğini söylüyor. Üstelik bunu yapan adamın da kızları vardı. Bu sanık, mahkemede kendisini namus bekçiliğine soyunmuş  gösterip ve yaptıklarını inkar ediyordu.

 

Çocuğun ailesi sahip çıktı mı kızlarına?


Evet, kız olayı teyzesine anlatınca anne ve babası olayı öğrenip hemen olayı adli makamlara intikal ettirmiş. Duruşmadan sonra mağdure çocuğun anne babasını  tebrik ettim. Eğer anne babalar çocuklarına sahip çıkmazsa, suçlunun yaptığı yanına kâr kalır. Üstelik, nasılsa Bir şey olmuyor diye aynı şeyi başka çocuklara da yapmaya devam eder.

 

Biraz da psikolojik şiddete değinecek olursak, kadınların iş hayatında yaşadığı sıkıntılar da cinsel suçlar kadar fazla mı?


İş yerinde işveren ya da işveren vekilleri tarafından yapılan psikolojik ve duygusal baskıların tümüne birden mobbing  denilmektedir.  Mobbing yabancı bir kelime olup Türkçe tanımı ile kısaca şu şekilde açıklanmaktadır; bir veya birkaç kişinin bir diğer kişiye uyguladığı, düşmanca ve ahlaka, etiğe aykırı yöntemlerle sistematik olarak yaptıkları psikolojik bir baskıdır. Kadınların çoğu işyerinde uğradıkları psikolojik ve duygusal şiddeti adli makamlara taşımıyor. Evinde eşine, çocuklarına şiddet uygulayan erkekler işyerinde de  kadınlara üstünmüş gibi davranmaktan çekinmiyor. Kadınlar uğradıkları psikolojik baskılara karşı işini kaybetmemek veya  bu  durum duyulursa ailesinin olaya müdahil olmasından korkarak  mobbinge boyun eğiyor. Sürekli beceriksizlikle suçlanan, küçümsenen, aşağılanan, azarlanan kadınlar sonunda ya kovuluyor, ya istifa ediyor yada herşeye itaat ediyor.
Mobbinge maruz kalan insanların mahkeme huzurunda bunu ispat etmesi çok zor olduğu için bir çok kişi boyun eğiyor. Mobbinge uğradığını iddia eden bir kişinin bu iddiasını kanıtlaması şart. İspat için de, mesela aynı yerde çalışan birinin şahitliği lazım. Ama  aynı işyerinde çalışan diğer kişiler işten çıkarılma korkusuyla şahitlik yapmak istemiyor. Ses ve görüntü kaydı da kişisel gizlilik hakkını ihlal ettiği için kullanılması çok sınırlı bir ispat yolu. Bu yüzden mobbing davalarında  hakimlerin  olayı  ve tarfaları  çok daha dikkatle  değerlendirmesi ve yoruma açık konularda kadın lehine yorum yapması ve neticede yüksek tutarlarda tazminata hükmetmeleri halinde  bu davalar amacına ulaşacaktır. Bu tür mahkeme kararları yaygınlaştıkça  mobbing  olayları azalacaktır. 

 

Kanunlar açık olsa da hâla kadınların iş hayatındaki haklarını kullanmaları engelleniyor mu? 


Evet engellenmetedir. Özellikle de; İş Kanunu'nda belirlenen haftalık 45 saatlik yasal çalışma süresinin üstünde fazla çalışma yaptırılmakta, haftada 1 gün olan hafta tatili izni düzenli kullandırılmamakta, 19 Mayıs, 23 Nisan, 30 Ağustos, 29 Ekim gibi genel tatil günlerindeki  izinleri ile süt izni ve yıllık izin hakları kullandırılmamaktadır.  Öncelikle çalışan kadınların iş hukukundan doğan hakları konusunda bilinçli olması ve ihtiyaç duyduğunda bir avukatta danışma yoluna gitmesi lazım. Ayrıca, İŞKUR ve SGK’nın da işyerlerindeki denetim ve teftişlerini sıklaştırması lazım.

 

Tüm bu anlattıklarınıza Kocaeli Barosu ya da Kadın Hakları Merkezi olarak çözüm önerip yetkili mercilerle paylaştınız mı?


Baromuz ve Kadın Hakları Merkezimiz,  bu sorunların çözümü için sürekli olarak hem kendi bünyemizde hem de yetkili kurum ve kuruluşlarla ortaklaşa çalışmalar yapmaktadır.  Bu sorunların çözülmesi için Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ve Milli Eğitim Bakanlığı başta olmak üzere devletin her biriminin  tümden bir sistem geliştirmesi lazım. Mesela, kreşten itibaren tüm temel eğitimde  ve hatta yükseköğretimde kadın ve erkeğin eşit hak ve özgürlüğe sahip olduğu etkin şekilde anlatılarak bireylerin benliğine işlenmeli. İnsanları şiddetten uzaklaştıracak, vicdanlı, merhametli, empati kurabilen bir  insan olmayı öğretecek bir eğitim sistemine ihtiyacımız var.  Dileğimiz, en kısa zamanda böyle bir eğitim politikasının kabul edilerek uygulamaya geçirilmesidir.

YORUM EKLE

Güvenlik Kodu

DİĞER HABERLER

ANKET

SONRAKİ HABER

Aracını tamir etmek isterken canından oldu!

Aracını tamir etmek isterken canından oldu!