24 Kasım 2017 Cuma

  • 3,938 TL
  • 4,670 TL
  • 162,95 TL
  • 104.517
KOCAELİ 28°

DEPREMDE KAYBETTİĞİ OĞLUNU 4 YIL ARAYAN ANNE…

Depremde Kaybettiği Oğlunu 4 Yıl Arayan Anne…

O, tanıdığım en güçlü kadınlardan biri

30 Eylül 2016 Cuma 10:12 Güncel

O, tanıdığım en güçlü kadınlardan biri

Çünkü bir anne

Deprem enkazından sağ çıkan ancak bir daha haber alamadığı oğlunu 4 yıl arayan bir anne…

Büyük acılar yaşadığımız 17 Ağustos’ta annesini, babasını, çocuğunu, kardeşini, ablasını, abisini kaybeden binlerce insan sadece biri Emine Cebeci.

Onun da herkes gibi eşi ve çocuklarıyla yaşadığı mutlu bir ailesi vardı.

Gölcük Kavaklı’da işlettiği dükkânında hem çalışıyor

hem de çocukları Serkan ve Sevil’e mutlu bir gelecek hazırlıyordu.

Ama kader, planlarını altüst edecek günler hazırlıyordu Cebeci’ye!

Önce 1997 yılında aldığı bir haberle dünyası başına yıkıldı.

Telefondaki ses hem eşinin bir trafik kazasında öldüğünü söylüyor hem de mücadele dolu bir hayatın sinyallerini veriyordu Emine Hanıma…

Dimdik ayakta durup çocukları için kurduğu düzeni bozmayan Cebeci,

artık hem anne hem de baba olmuştu.

Kızı Sevil’i evlendirmiş, ilk torununu kucağına almıştı.

Oğlu Serkan içinse bambaşka bir heyecan taşıyordu Emine Hanım.

Annesinin yükünü bir an önce almak isteyen Serkan, hayalini kurduğu askeriyeye girmek için gün sayıyordu.

Sınavları kazanmış, sabah sağlık raporlarını teslim edeceği için erkenden yatağına gittiğinde takvimler 17 Ağustos 1999’u gösteriyordu.

Ve ana oğul son kez sarıldıklarını bilmeden ‘iyi geceler’ diliyordu birbirine…

Emine Hanım 16 Ağustos’u 17 Ağustos’a bağlayan gece, yani depreme birkaç saat kala neler yaşadınız?

O gün çok sıcak bir gündü. Oğlumla bir süre balkonda sohbet ettik. Subay olacağı için çok heyecanlıydı. “Sabah erken kalkacağım. Askeriyeye dosyaları teslim etmem gerek” diyerek odasına gitti. Ben de balkonda bir sigara içip içeri geçtim. Hasta olmama rağmen yatamıyordum. Boğucu ve insana sıkıntı veren bir sıcak vardı çünkü. Saat 02:30’da köpeğimiz ‘Cipsi’ huysuzlanmaya başladı.

Hayvanlar hisseder derler, sanırım köpeğiniz de hissetti depremi?

Öyleymiş meğer bilemedim. Benden sonra oğlumun odasına gitti. Susmadığı için ona kızmıştım çünkü. Sanırım oğlumu uyandırmak istiyordu ama o sırada sallanmaya başladık.

“ON SANİYEDE YIKILDIK”

Evimizin yıkılacağını aklıma bile getirmemiştim. Oğlum korkmasın diye yerimden fırlayıp onun odasına gitmek istedim. İki adım attım. Üçüncü adımı atamadan evimiz yıkıldı. Herkes 45 saniyede yıkıldık diyor ya biz ilk on saniyede yıkıldık yani.

Bilinciniz açık mıydı eviniz yıkıldığında?

Evet, ama sadece bizim evimiz yıkıldı sanıyordum. Oğluma ve komşulara seslenmeye başladım. Bir saat kimseden ses almadım. “Eyvah öldüler” dedim.

“ANNE KIMILDAYAMIYORUM”

Sonra oğlumun ağlama sesini duydum. Dünyalar benim oldu; oğlum yaşıyor diye sevindim. Ona neyin var oğlum dedim. “Anne ayağım eziliyor kımıldayamıyorum” dedi. Bir anne için nasıl bir çaresizlik olduğunu sözlerle anlatamam. Oğlunuz acı çekiyor ama sizin elinizden hiçbir şey gelmiyor.

Siz ne durumdaydınız peki?

Benim de üstümde betonlar vardı, ayaklarım ezilmişti. Yüzüstü düşmüştüm ve kımıldayamıyordum. Ama hiç biri önemli değildi. Tek isteğim birilerinin gelip oğlumu kurtarmasıydı.

“HAKKINI HELAL ET ANNE…”

Kimse yardıma gelmeyince oğlum dedi ki, “Anne bizi kimse bulup çıkarmayacak. Hakkını helal et.” Çıldıracak gibiydim. Ona moral verip kurtulacağımızı söylesem de ısrarla hakkımı helal etmemi söylüyordu. İçi rahat etsin diye hakkımı helal ediyorum dedim.

Kaç saat sonra buldular Serkan’ı?

Saat 12:00’de yani 9 saat sonra oğlumu buldular. Dünyalar benim oldu. Ama “Annem çıkmadan gitmem” diyerek hastaneye gitmeyi reddetti. Bir de köpeğimiz Cipsi’yi çıkarmak istiyordu.

Cipsi ölmemiş mi?

Ölmemiş, o da oğlumla enkazda kalmış meğer. Köpeği de çıkarttılar enkazdan. Ben oğlumu hastaneye gitmesi için ikna ettim. Komşumuz Mine onu askeri hastaneye götürüp serum taktırdıktan sonra yanıma geldi.

Siz ne zaman çıktınız?

Benim yerimi bulamıyorlardı. 3 saat sonra komşumuz Nejla’yı ararken tesadüfen buldular. Nejla ise karnındaki bebeğiyle ölmüştü.

Sizi hangi hastaneye götürdüler?

Arkadaşım Mine beni de askeri hastaneye, oğlumun yanına götürdü. Tek isteğim onu görmekti ama hastanede bulamadık. Durumu iyi diye hastanenin bahçesinde serum takmışlar. Tek bildiğimiz buydu. Her yerde ölü ve yaralılarla doluydu ama Serkan yoktu. Sonra Mine gelip “Serkan’ı İstanbul’a yollamışlar” dedi. İstanbul’a götürülecek ağır hastalar arasında ben de vardım. Gemiyle İstanbul’a gittik. Oradakilere oğlumun GATA’da olduğunu benim de oraya gitmem gerektiğini söyledim.

“SANKİ YER YARILMIŞ İÇİNE GİRMİŞTİ”

GATA’ya gidince bir hemşireden kızımı aramasını rica ettim. Beni ameliyata aldılar. Uyandığımda ve sonraki zamanlarda yanımda kızım, damadım, kardeşim ve arkadaşlarım vardı. Ama Serkan’ı hiçbir yerde bulamıyorduk. Sanki yer yarılmış da içine girmişti.

Sizin sağlık durumunuz nasıldı?

Ayağım kangrene dönmüştü. Her gün etlerimi kesip temizliyorlardı. Aylarca devam eden tedavilerden sonra bir ayağımı dondurdular. Hareketlerim kısıtlandı, yalnızca ortopedik ayakkabı kullanmaya başladım. Ama hiç biri umurumda değildi.

“TÜRKİYE KAZAN BEN KEPÇE OLDUM”

Oğlunuzu sadece Kocaeli’de aramadınız değil mi?

Sayısız ihbarla Türkiye’nin dört bir yanını dolaştım. “Şurada şuurunu kaybetmiş biri var” dediler gittim, “burada hasta var” dediler gittim. Türkiye kazan ben kepçe oldum.

Anneler hisseder derler ya, Serkan’ı hiç rüyanızda gördünüz mü bu süreçte?

Evet, bir kere babasının yanında küçüklüğünü gördüm. Şuanda göremiyorum. Hocaya bile gittim. Rüyamda da olsa oğlumu görmek istiyorum dedim. Hoca bana “Ağlama, çok ağladığın için göremiyorsun” dedi.

Psikolojiniz nasıl kaldırdı bu mücadeleyi?

Bunu ancak anne olan anlar. Onun yaşadığını ve bana ihtiyacı olduğunu düşünmek ayakta tuttu beni. 4 yıl boyunca kapımı hiç kilitlemedim. Telefonun ucunda bekledim. Ona benzettiğim insanların peşinden gittim. Aramadığımın kapısından girmediğim hastane, rehabilitasyon merkezi, akıl hastanesi kalmadı. Gitmediğim köprü altı varoş yerler kalmadı. Aklıma neresi gelirse, nereden ihbar gelirse koştum gittim. Tüm gazetelere TV programlarına gittim. Oğlumun fotoğrafını gösterip kayıp diye aradım.

“ÇIRPINDIM…”

Belki bir yerde hasta yatıyor, bilincini kaybetti, belki akıl sağlığını kaybetti sokaklara düştü diye düşünüyordum. Kayıp o kadar kötü ki; üşüyor mu, aç mı, susuz mu bilmiyorsun. O yüzden oğlumu bulmak için çırpınıyordum. İnsanlıktan çıkmıştım.

Psikolojik destek almadınız mı?

Ayağım için hastanede yattığım dönemlerde aldım ama hiç birini önemsemiyordum. Bir gün değerli hocamız Orhan Temiz bana, “Kendini toparla. Sen de şuurunu yitirirsen oğlunu kim arayacak?” dedi. Haklıydı. Ama oğlum kayıptı, kim beni anlayabilirdi ki? Herkes kayıplarını gömmüş normal hayata dönerken ben dönemiyordum.

Boynunuzdan hiç çıkartmadığınız kolyede, TV’lerde ve gazetelerde hep aynı fotoğraf var. Sanırım oğlunuzdan kalan tek fotoğraf bu. Kimden aldınız bu fotoğrafı?

Kız arkadaşı vardı. Birbirlerini çok severlerdi. Elimde kalan tek fotoğrafı ondan aldım.

Ondan size kalan başka bir şey var mı?

Montu var. Bir arkadaşındaydı. Depremden sonra bana getirdi.

Peki oğlunuzu götürdükleri askeri hastaneye tekrar gittiniz mi?

Defalarca gittim. “O gün kimi nereye yolladık bilmiyoruz. Kayıt tutmadık, sadece saç örneği aldık ve ölenlerin fotoğrafını çektik” dediler. Görmediğim ceset fotoğrafı kalmadı. Ama hiç biri Serkan değildi.

Buna rağmen toplu mezarları açtırmaya mı karar verdiniz?

Doğrusu benim içimde hep Serkan’ın yaşadığı umudu vardı ama belki kaybolan yüzlerce kişiye çare olur diye askeriyenin gömdüğü kimsesizler mezarlıklarının açılması için dava açtım. Ankara’ya da gidip kayıpların bulunması için bakanlığa dilekçe verdim. Bakanlık, 81 ilde kayıpların aranması için genelge çıkarttı.

Dava çok uzun sürmüş olmalı ki gerçekleri 4 yıl sonra öğrendiniz. Peki bu süreç ve toplu mezar açtırılması için maddi destek aldınız mı?

Bu süreç aslında ülkemizde insana verilen değeri ve depreme ne kadar hazırlıksız olduğumuzu gösterdi. Toplu mezarların açılması için paranın bir miktarını o dönemin belediye başkanı İsmail Barış verdi. Diğer masrafları yıkılan evimin yerine aldığım parayla karşıladım. Devletin göreviydi ama para almadan mezarları bile açmadılar. Her mahkeme 3 ay ileri tarihe attı. Ama sonunda Türkiye’de ilk defa toplu mezar açılması kararını çıkarttım.

TOPLU MEZARLAR AÇILDI…

Toplu mezarların açıldığı ilk gün bayıldım, gücüm kalmamıştı artık. Kendimi hastanede buldum. 18 mezar teker teker açılıyordu. Son mezarın açıldığı gün bir kargaşa oldu. Diğer cenazeleri bir kenara koyarken birini ambulansa aldılar. Hiç oğlum olacağı aklıma gelmeden, “Orada bir anne var herhâlde. Onun çocuğunu buldular. Görmesin diye apar topar ambulansa koydular” dedim.

DNA testi yapılmadan nasıl anlamışlar Serkan olduğunu?

Künye ve şortundan. O yüzden ben görmeyeyim diye apar topar ambulansa koymuşlar.

Siz nasıl öğrendiniz?

Morga gittiğimde bana bir künye uzattılar. Görür görmez oğlumun künyesi dedim. Sonrasını hatırlamıyorum, bayılmışım. Uyandığımda sakinleştirici vurmuşlardı bana. Açılan son mezardan çıkan ve ambulansa konulan cenaze oğlumunmuş.

“SAĞLAM ÇIKMIŞTI ÖLMÜŞ OLAMAZDI”

İnanmak istemedim. Damadımı çağırdım. O gece Serkan’ın üstündeki şortu o almıştı. Benim oğlumun cenazesini görecek gücüm kalmamıştı. Damadıma git bak dedim. Oğlum sapa sağlam çıkmıştı ölmüş olamazdı.

“OĞLUMUN DOKULARINI ELİME VERDİLER”

Üstündeki şort ve kolundaki künye ona aitti ama cenazeyi almam için DNA testi gerekliydi. Oğlumun dokularını poşet içinde elime verip İstanbul Adli Tıp Kurumu’na gönderiler beni. Düşünebilir misin bir anneye yaşattıkları acıyı. Orada da dokular bez torba içinde gelmemiş diye almadılar. O halde gidip bez torba diktirip benim kan örneğimle birlikte teslim ettik. Herkesin ateşi küllenirken benim ateşim göğe vuruyordu. DNA sonuçlarından sonra oğlumun cenazesini teslim alıp Gölcük’e getirdim.

Peki sapa sağlam çıkan Serkan’ın adli tıp raporu neden öldüğünü açıkladı mı?

Kırılan kemik, kasığındaki damarı yırtmış. Durumu iyi diye bahçeye koymuşlar ama iç kanamadan ölmüş oğlum.

Konuşurken hala ağladığınızı görüyorum. Yıllar geçse de kabullenmek zor değil mi?

4 yıl sonra bulmak ikna etmiyor beni. Konduramıyorum ölümü. Hala ona benzeyen birini görsem hızlı hızlı yürüyüp yüzüne bakıyorum.

Hala eski mahallenizde mi oturuyorsunuz?

Hayır, oraya gidemiyorum. Her şey bana oğlumu hatırlatıyor.

Serkan yaşasaydı kaç yaşında olacaktı?

35 yaşında olacaktı. Oğlum 19, kızım 21 yaşındaydı 17 Ağustos’ta.

“14 YILLIK ASKER OLACAKTI”

Bir anne için bunu söylemek çok acı ama darbe girişiminde yaşananlar beni çok etkiledi. Her şeyden habersiz askerlerin öldürülmesine üzüldüm. Allah sevdiği kullarını yanına erken alırmış. Demek ki Allah’ta oğlumu korudu. Yoksa o da 14 yıllık asker olacak belki bu cehennemin ortasında kalacaktı. Onu koruyamazdım.

Hep böyle güçlü bir kadın mıydınız yoksa yaşadığınız acılar mı sizi böyle yaptı?

Ben hep evlatlarını koruyan, disiplinli bir anneydim. Çok sert gözükürüm ama öyle değilim. Tam tersine kimseyi kırmam, herkesi dinlerim ama kendim hiç anlatmam. Her şeyi içime atarım. Yaşadıklarımdan sonra tabii ki daha güçlü oldum. Çünkü Serkan’ı kaybettim ama bir çocuğum daha var. O da yaşadıklarımızdan çok etkilendi, hasta oldu.

Kızınız olmasaydı da hayata bağlanır mıydınız?

Evet, bağlanırdım. Çünkü engellilerin bana ihtiyacı var. Bu süreçte kalp krizi ve kısmi felç bile geçirdim. Kalbime stent takıldı. Güçlüyüm yani.

Bunca mücadele ve yorgunluğa rağmen dimdik ayağa kalkıp dernek kurmaya mı karar verdiniz?

Evet. Oğlumu bulmuştum ama yapacağım şeyler bitmemişti. Ben hayatı seven biriyim. Depremden önce de engelli derneklerinde gönüllü çalışırdım. Oğlumu defnettikten sonra tek amacım depremde engelli kalanları hayata döndürmek oldu.

“ENGELLİLERİ DİLENDİRMEDİK”

2004 yılında Gölcük Engelliler Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği’ni kurdum. Sonra da Büyükşehir Engelliler Meclisi Başkanlığına seçildim. O zaman bin 300 küsür engelli vardı Gölcük’te. Diğer STK’larla da bir araya gelerek tüm engellileri hayata kazandırmak için 10 yıl başkanlık yaptım. Engellileri dilendirmedik. Üretip para kazanmaları için kurslar düzenledik. Derneğimiz genel merkez oldu ve Darıca’da bir şube açtık. Benden sonra bu şube Darıca Bir Umut Derneği oldu.

Deprem acılarıyla ilgili çalışmaları hala takip ediyorsunuz değil mi?

Evet, TV’de Hicran Emir’i arıyoruz ama Kocaeli’de benim bildiğim kaybı olan 36 aile var. Bunların 18’i resmi, diğerleri kayıp bile gözükmüyor. 6 ay önce toplu mezarların açılması için yine müracaatlar başladı. İstanbul ve Bursa’ya götürülüp orada toplu mezara gömülenler için.

“İNSANLAR 1 GÜN YAS TUTSUN”

Sizce 17 Ağustos’u unuttuk mu Emine Hanım?

Unutmasaydık hala büyük binalarımız olmazdı. Düne kadar çadıra sığmaya çalışan insanlar şimdi ev beğenmiyor, her sene eşya yeniliyor. Ben eski bir evde iki çekyatla oturuyorum. Depremde oğlum gitti. Evi, dükkanı, malı mülkü ne yapayım? Ateş sadece düştüğü yeri yaktı. Artık deprem anma günlerine bile katılmak istemiyorum. Çünkü kimsenin şaklabanlığını görmek istemiyorum.

Acılı bir anne olarak ne istiyorsunuz?

İnsanların ölenlerin anısına 1 gün; 17 Ağustos’ta yas tutmasını istiyorum. Şenlik ve eğlenceyi bıraksınlar.

Oğlunuzu ararken verdiğiniz mücadele birçok engelliye hayat vermenize neden oldu. Bu duruşunuzu siyasette de göstererek daha faydalı olacağınızı düşünüyorum. Neden engellileri temsil eden bir siyasetçi olmuyorsunuz?

O dönem teklif edildi ama girmedim. Dernek başkanı olarak siyasete girmem doğru olmazdı. Şimdi teklif gelse girerim. Ama laf olsun diye değil, gerçekten engellerin sorunlarına çözüm üretmek için.

Son olarak engellilerin en önemli çözüm bekleyen sorunlarını sıralar mısınız?

O kadar çok ki Yeliz. Mesela engellilerin kalacağı rehabilitasyon merkezleri az. Kesinlikle çoğaltılması lazım. Engelli için yüzde 36 sınırı koyuyorlar. Yani ne engelli oluyorsun ne engelsiz. Bunu uzuv kaybı olarak değiştirmeleri lazım. Bu nedenle çok sıkıntı çeken vatandaşımız var. Kaldırımlardan, duraklara kadar her şey bir engelli için sorun. Bir daha deprem gibi acıların yaşanmamasını, ülkemizin felaketlere hazırlık olmasını ve tüm engelli sorunlarının çözülmesini diliyorum.

Hayatımda gördüğüm en güçlü ve mücadeleci kadınlardan biri olarak öncelikle sizi gönülden takdir ettiğimi bilmenizi istiyorum. Beni kırmayıp aynı acıyı bir kez daha hatırlamak pahasına ‘deprem gerçekleri’ni anlattığınız için çok teşekkür ederim Emine Hanım. Umarım yaşanan acılar hepimize bir ders olur…

…………………………………………………………………. ………………………………………………….

Emin Cebeci, yaşadıklarını ve oğlu Serkan’a yazdığı onlarca şiiri ‘Asla Unutmayacağız’ isimli kitapta topladı. İşte onlardan biri…

Unutma ki…

Sen uykusuzluk nedir bilir misin?

Tırnaklarınla yastığı parçaladın mı hiç

Gözlerini tavana dikip düşündüğün oldu mu hiç bütün gece?

Ve bütün bir gün…

Belki gelir ümidiyle bekledin mi?

Gelmeyince seni aramayınca ölesiye ağladın mı?

Son çekilip en kutusuna yalnızlıkların

Ona dair ne varsa bir bir hatırladın mı?

Sen günden güne erimeyi bilir misin?

Dev bir ağacın gölgesinde ve kar içinde ölmeyi

Bir teselli aramayı…

Issız parklarda, tenha sokaklarda

ve bütün bir şehir uyurken uzaklarda

deli divane yollara düşüp

Yaşlanmış bir köpek gibi, eskimiş bir gömlek gibi

Atılmışlığı hissettiğin oldu mu sevmekten?

Günler geceler boyu yürümekten, elin ayağın kalbin yoruldu mu?

Sen yalnızlığın acısını bilir misin?

Unutulmak bir hançer gibi saplandı mı sırtına?

İçinde kıskançlığın zehirli çiçekleri açtı mı?

Bütün gururunu çiğneyip yavrunun geçtiği yollarda

Bastığı toprakları eğilip öptün mü?

Sen çaresizlik nedir bilir misin?

Sen yokluk nedir gördün mü?

Yanan başını duvarlara vurup

Parçalamak geldi mi içinden?

Sen her gün binlerce defa öldün mü?

Böyleyim diye ayıplama beni.

Bir gün kendimi sonsuzluğun koynuna bırakırsam

Yaralı, yenik bir ceylan gibi…

Unutma ki…

Röportaj: Yeliz KORAY

YORUM EKLE

Güvenlik Kodu

DİĞER HABERLER

ANKET

SONRAKİ HABER

Sürücüler dikkat! Bu yolda çalışma var

Sürücüler dikkat! Bu yolda çalışma var