17 Kasım 2017 Cuma

  • 3,882 TL
  • 4,579 TL
  • 160,67 TL
  • 106.239
KOCAELİ 28°

17.08.1999 SAAT 03:02’Yİ UNUTTUK MU?

17.08.1999 saat 03:02’yi Unuttuk mu?

16 Ağustos’u 17 Ağustos’a bağlayan gecenin sabahıydı Kocaeli’nin en uzun gecesi.

30 Eylül 2016 Cuma 10:12 Güncel

16 Ağustos’u 17 Ağustos’a bağlayan gecenin sabahıydı Kocaeli’nin en uzun gecesi.

En uzun, en korkunç ve en acı!

Oysa ne umutlarla kafamızı yastığa koymuştuk.

Kimimizin yarın düğünü olacak, kimimiz aylardır çalışıp kazandığımız okula başvuru yapacak, kimimiz yorucu bir yılın yorgunluğunu atmak için tatile gidecekti…

Olmadı, o gecenin sabahı da yarını da olmadı!

Saat tam 03:02’de akıllarımızdan bir daha hiç çıkmayacak sarsıntı ve sesle gözlerimizi açtık.

Şanslı olanlar yataklarından fırladı, olmayanlar belki gözlerini bile açamadan beton blokların altında can verdi.

Ambulanslar, siren sesleri, imdat çığlıkları karıştı kara geceye.

Etraf toz dumandı, herkesin ağzında şu cümle vardı;

“Orada kimse var mı?

Orada, anneler babalar vardı, evlatlar, kardeşler, eşler, çocuklar, teyzeler, amcalar…

Sadece Kocaeli’nin değil, Türkiye’nin yüreğine bir ateş düşmüştü!

Doğa verdiklerini almış;

Richter ölçeğine göre 7,5 büyüklüğünde gerçekleşen deprem, resmi rakamlara göre 20 bin, resmi olmayan rakamlara göre çok daha büyük çapta can kaybına neden olmuştu.

Huzurla yaşadığımız evler yerle bir olmuş, bahçesinde soluklandığımız sahiller ve parklar denizin altında kalmıştı.

Enkazın altından ‘imdat’ sesleri yükselirken sağ kalanların dağlara kaçması için anonslar yapılıyordu.

‘Kaçın…TÜPRAŞ patlayabilir!’

Tam bir can pazarı yaşandı.

Hastaneler yetersiz, doktorlar aciz, insanlar çaresizdi!

Öyle ki mutlu anılar yaşansın diye yapılan buz paten sahası bile morga dönmüştü!

Her yerde ceset, kan ve gözyaşı vardı; Kocaeli ağlıyordu…

Fay hattının büyük yarıkları yalnızca toprağı değil, insanları da sevdiklerinden ayırmıştı çünkü!

Türkiye işte tam 17 sene önce böyle büyük bir sınavdan geçti.

Sınıfta kaldığı ve telafisi olmayan bir sınavdı bu.

Deprem Dede Ahmet Mete Işıkara ile tanışıp, Kızılay’ın çaresizliği ve devletin felaketlere ne kadar hazırlıksız olduğuyla yüzleştik yine 1999’da.

Çadırlar yırtık, ilaçlar yetersiz, vatandaşlar bilinçsizdi!

Ve tabii yağmacılarla da tanıştı Türkiye o yıl!

Can derdine düştüğümüz günlerde kimileri zengin olmanın peşindeydi. Suyu on katı pahasına satacak, enkazdaki değerli eşyaları çalacak kadar…

Büyük bir vicdan ve insanlık sınavından geçerken depremin faturasını da çıkarttık o yıl!

Müteahhitler…

Çöken binaların müteahhitlerine yaklaşık 2 bin 100 dava açtık ama bin 800’ü hukuki boşluklardan dolayı cezasız kaldı.

Diğer davalarda ilerleyen yıllarda zaman aşımından düştü!

Yani yine sınıfta kaldık! Sanki evlerin yarısı domino taşı gibi yıkılmamış, yarısı en az orta hasar almamış, 600 bin kişi evsiz kalmamış, bine yakın insan sakat kalmamış gibi yalnızca Veli Göçer’e ah ettik, ceza kestik!

Peki Ders Aldık mı?

17 Ağustos’un üzerinden tam 17 yıl geçti!

İlk yıllarda olağanüstü kararlar alıp acilen Afet Koordinasyon Merkezi kurup ayakta kalan evlerin depreme ne kadar dayanıklı olduğuna baktık.

Kaçak yapılar ve standartlara uymayan binalara karşı ‘İmar Yönetmeliği’ çıkarttık; yüksek katlı binalara izin vermedik.

Zorunlu deprem sigortasını uygulamaya soktuk…

Ama 17 Ağustos’u unutmuş olmalıyız ki, yalnızca birkaç yıl sonra Türkiye adeta müteahhit cenneti oldu.

Uzmanların olası ve her geçen gün yaklaşan İstanbul depremine karşı uyarılarına rağmen binaları sağlamlaştırıp, zemin etütleri çıkartmak yerine yandaş müteahhitlerin yüksek katlı binalar yapılmasına göz yumduk.

Ve çaresiz kalan bilimi, olası bir depremde kaç kişinin öleceğini hesaplamak zorunda bıraktık!

Türkiye, Marmara Depreminden önce yaşanan Erzincan depreminde olduğu gibi, 17 Ağustos’tan sonra yaşanan Düzce ve Van depremlerinde de ‘DEPREM ÜLKESİ’ olduğunu unuttu.

Ve ateş yalnızca düştüğü yeri yaktı!

İlk yıllar binlerce insanın bir araya gelip andığı deprem şehitleri, artık üç beş canı yanmış insanın katıldığı sıradan günlerden biri oldu.

Umarız yetkililer rant kaygılarını bir kenara bırakarak, en büyük değerin insan hayatı olduğu gerçeğiyle önlemler alır.

Bir daha aynı acıları yaşamamak ümidiyle tüm deprem şehitlerimizi saygıyla anıyor, sevdiklerini kaybedenlere sabırlar diliyoruz…

YORUM EKLE

Güvenlik Kodu

DİĞER HABERLER

ANKET

SONRAKİ HABER

Depremde Kaybettiği Oğlunu 4 Yıl Arayan Anne…

Depremde Kaybettiği Oğlunu 4 Yıl Arayan Anne…