17 Ağustos 2017 Perşembe

  • 3,526 TL
  • 4,127 TL
  • 145,71 TL
  • 107.066
KOCAELİ 30°

PAŞALARIN MAHREM İMAMLARLA İRTİBATI İLK KEZ KOZ’DA

Paşaların mahrem imamlarla irtibatı ilk kez KOZ’da

Donanma Komutanlığı’nda 15 Temmuz darbe girişimi akşamı yaşanan hain kalkışmanın 1. Numaralı sanığı Hayrettin İmren’in ifadelerine ulaştık. İmren kanlı geceyi anlatırken okuduklarınıza inanamayacaksınız. Denizcilerin hangi mahrem imama bağlı olduğunu ilk kez okuyacağınız KOZ’da örgütün kanlı hain planını deşifre etmeye devam edeceğiz.

03 Temmuz 2017 Pazartesi 10:44 Asayiş


‘’KOD İSİM BANA BARTIN’DA VERİLDİ’’

Hayati İmren vermiş olduğu ifadesinde kod isminin ‘SEÇKİN’olduğunu söyleyerek,’’ Örgütte kod isimsiz kimse yoktur. Herkese bir kod isim verilir. Bana bu kod ismi ÜMİT (K) isimli şahıs 2006 yılında Bartın ‘da verdi. Kod isim verilmesinin nedeni örgütte var olan gizliliktendir. Üçüncü bir şahsın kim olduğumuzu bilmesinin istenmemesindedir. Bu hücresel bir yapıdır. Birlikte gözaltında olduğum şahıslardan subay olanlardan Nazmi EKİCİ’ nin Kod ismi MUHSİN, Kamil ALTIN’ ın Kod ismi SABRİ’dir. Firari olan Ayhan BAY’ ın Kod ismi ise ABDURRAHMAN’ dır. Yine öğretmen olan ve abilik yapan diğer şahıslar ise benim de cemaat Abim pozisyonunda olan KAMİL (K) gerçek ismini burada öğrendiğim Oktay AYGÜN, Nazmi EKİCİ’ nin eskiden Gölcükte’ki Cemaat abisi MERT (K) gerçek ismini burada öğrendiğim Yakup DALKILIÇ, İLHAN veya ÜMİT (K) olarak tanıdığım gerçek ismini burada öğrendiğim Ümit KOL isimli şahıstır. Klimacılık yapan LEVENT (K) ismini burada Emrah ÇOBAN  olarak öğrendim. Bu şahıslar firari olduğumuz dönemde bize yardımcı olan şahıslardır. Ayrıca MUHSİN ve BEKİR Kod isimli iki şahıs daha vardı (soruşturma aşamasında Bekir kod adlı kişinin Hasan ALTUNTEPE olduğu belirlenmiştir) ama açık kimliklerini bilmiyorum. Ayrıca bana gösterilen fotoğraflar içerisinde benimle teması olan ve irtibata geçtiğim şahıslar arasında olan ve bana daha önce de teşhisi yaptırılan ve teşhis ettiğim ÜMİT (K) isimli mühendis olarak bildiğim isminin Cihat TEZEL olduğunu burada öğrendim şahıs vardır. 2006 yılında Bartın’da çalıştığım dönemde tanıdığım Üst düzey örgüt mensuplarından biridir. Çok kez Amerika’ya gidip gelmiştir. Fetullah Gülen ile birçok kez görüşmüştür. Deniz Kuvvetlerinde Üst düzey amirallerin bizzat yakından tanıdığı ve cemaatle Deniz Kuvvetleri arasındaki koordineyi sağlayan kişidir. Benim yanıma ŞAMİL (K) isimli şahısla birlikte gelerek bana bundan sonra Bartında’ki abimin öğretmenlik yapan LEVENT (K) (soruşturma aşamasında gerçek isminin Yavuz ASLAN olduğu belirlenmiştir) isimli şahıs olduğunu söylediler. Bu şahısta daha önce teşhis etmiş olduğum ŞAMİL (K) isimli şahıstır. Bu şahsın isminin Güngör KORKMAZ olduğunu öğrendim. Bu şahısta 2006 yılında Bartın’da ÜMİT (K) isimli şahısla yanıma gelen Cemaatin üst düzey abisi diyebileceğim kişilerdendir’ dedi 

‘’GENELKURMAY BAŞKANI İKNA OLACAK AMA KENDİ BİLİR’’

İmren ifadesine şöyle devam etti, ’Bu  kişiler benim cemaata girmeme neden olan kişilerdir.10 Temmuz 2016 tarihinde öğretmenlik yaptığını bildiğim MERT (K) isimli şahıs tarafından saat:19.00 da çok önemli bir konu için 11 Temmuz da İstanbul’ a gitmemiz gerektiği kendi aramızda olan haberleşme ağı için kullandığımız ve bana KAMİL (K) isimli şahıs tarafından verilen beyaz renkli Samsung marka tabletle kullandığımız Viber isimli program üzerinden bildirildi. Bunun üzerine MERT (K) isimli şahısla 11.07.2016 günü saat:19.00 sıralarında İzmit Perşembe pazarında buluştum. Buraya eşime ait 33 CSC 33 plaka sayılı Hyundai İX35 marka araçla gittim. Beni oğlum buraya bıraktı ve ayrıldı. MERT (K) isimli şahsa ait Honda marka Lacivert renkli plakasını hatırlayamadığım arabayla İstanbul’ a buluşulacak olan eve gittik. Yolda giderken ben MERT ‘e ne için gittiğimizi sordum. Kendisi çok önemli olduğunu fakat mahiyetini bilmediğini söyledi. Ben de konunun ne olduğunu tahmin edemedim. Bu ev İstanbul Ümraniye de müstakil 3/ 4 katlı eski bir binaydı. Bu evin önce 2. Katına çıktık. Evde kimse yoktu. Sonra MERT (K) üst kattan gidip anahtar alarak geldi. Bu adresi MERT (K) isimli şahıs gideceğimiz evi ilk defasında bulamadı ama birkaç kez dolaştıktan sonra buldu. Adresi daha önceden biliyordu. Biz içeriye girdikten sonra bir odaya oturduk ve beklemeye başladık. Yolda trafik de kalabalıktı. Bu nedenle saat gece 24 civarına yaklaşıyordu. Ben de MERT (K) isimli şahısla tartıştım. Niye beni bu saatte buraya getirip bekletiyorsunuz diye. Çünkü Perşembe pazarından çıktıktan sonra telefonlarımızın pillerini MERT (K) isimli şahsın teklifi ile çıkartmıştık. Ben on dakika daha beklerim yoksa kimse gelmezse gidelim dedim. Telefonlarımız kapalı olduğu için amirimden gelecek bir habere karşı cevap veremeyecektim ve bu nedenle tedirgindim. Bundan sonra bizim de olduğumuz eve Ömer Faruk Harmancık isimli tuğamiral geldi. Yanında kimse olup olmadığını hatırlamıyorum. Kendisini daha önceden tanıyorum ancak iki kez gördüm. Ben bu şahsın da Cemaatçi olduğunu biliyorum. Çünkü kendisi 2 yıl arka arkaya terfi edememişti. Terfi edememesinin sebebi de Cemaatçi olmasıydı. Kendisini o tarihte Kuzey Deniz Saha Komutanlığı Kurmay Başkanı idi. Kendisi benden devre olarak küçük olduğu için “efendim Cuma günü planlı bir harekâtımız olacak. Size görev vermek için buraya çağırdık” dedi. Ben de nasıl bir görev diye sordum. “Cuma günü yani 15 Temmuz gününü 16 temmuz gününe bağlayan sabaha karşı saat:03.30 da darbe yapılacağını, sıkıyönetim ilan edileceğini" söyledi. Ben de kendisine peki Genelkurmay Başkanı da dahil mi, emir komuta zinciri içerisinde mi yapılacak diye sordum. O da bana “ tabi içinde olacak” dedi.  Nereden biliyorsun diye sordum, o da tekrar bana Cumartesi akşamı yani 16.07.2016 günü Donanma Komutanı Oramiral Veysel KÖSELE’ nin Fenerbahçe orduevinde oğlunun düğünü olacağını ve bu düğün itibari ile Cuma akşamı Genel Kurmay Başkanı dahil olmak üzere bütün kuvvet komutanlarının Fenerbahçe orduevinde olacaklarını ,gece Genelkurmay Başkanı ve kuvvet komutanlarının odasına orduevi müdürünün yardımı ile zorla girilerek kendilerinin ikna edileceklerini, bu arada ben kendisine ya ikna olmazlarsa dediğimde, merak etmeyin olacaklar dedi. Ben yine kendisine ama olmazlarsa dediğimde kinayeli bir şekilde “kendileri bilirler “dedi. 

‘’İÇİMDE KORKU VARDI 4-5 KİLO ZAYIFLADIM’’

İmren ifadesine şöyle sürdürdü ’’Sonra ben bir SAT subayını yanınıza vereceğim o görevinizi koordine edecek dedi ve kapıdan çıktı. O çıktıktan hemen sonra SAT komandosu geldi. O anda kapı açıldığında 2 tane sivil şahıs gördüm. Evdeki diğer odalardan da konuşma seslerinin geldiğini duydum. Bu iki sivil şahısla bir göz temasım oldu. Bu şahısları daha önce ve sonra hiç görmedim. Daha sonra SAT subayı diye isim verilmeden tanıştırılan şahıs bana 15 Temmuz günü 2/3 özel araç ile 6-9 kişinin geleceğini, tamamının SAT’ çı olacağını ve Donanmada bulunan üç amirali yani Harp filosu Komutanı Tümamiral Ahmet İskender YILDIRIM, Denizaltı Filo Komutanı Tuğamiral Mithat Kemal ALGÜL ve Donanma Komutanlığı Kurmay Başkanı Tuğamiral Yalçın PAYAL’ ın alınarak Maltepe askeri cezaevine götürüleceğini söyledi. Bu konuyu özet olarak Ömer Faruk HARMANCIK da söylemişti. Burada benim görevim SAT ‘ların üsse gelişlerinde bir problem yaşandığında yardımcı almaktı. Bu konu bana söylendiğinde bunun cemaatin bir organizasyonu olduğunu şüphe götürmeden emir komuta zinciri içerisinde de olduğunu değerlendirdim. Bu şahıslar Donanmaya geldiklerinde problem çıkarsa beni arayacaklardı. Daha sonra yine MERT (K) isimli şahısla biz evden ayrıldık ama bulunduğumuz evde görüşmeler devam ediyordu. Kapıdan çıkarken yaklaşık yedi sekiz çift ayakkabı gördüm. Ancak kimlerin olduğunu görmedim. Sadece bizim bulunduğumuz katın ışıkları açıktı. Bizim bu şahıslarla görüşmemiz yaklaşık yarım saat- kırkbeş dakika sürdü. Biz aşağıya indiğimizde bulunduğumuz evin önünde bir araç yoğunluğu vardı ama başka kimlerin geldiğini bilmiyorum. Biz belirttiğim yerden ayrılarak MERT (kod) la birlikte otobandan geri döndük ve direkt Gölcük çarşı içinde beni bıraktı. Vakit çok geç değildi. Yaklaşık 01.15 gibi oğluma telefon ettim beni çarşıdan aldı ve 2 nolu kapıdan Donanma komutanlığına girdim. Yol boyunca MERT ile konuşurken MERT ‘in de bu durumdan haberi olduğunu, ancak haberi bu evde mi aldığını, yoksa daha önce mi aldığı yönünde kesin bir bilgim olmamakla birlikte bu şahsın darbeden daha önce haberdar olduğu kanaati bende oluştu. Hatta kendisi bana” gördünüz mü bakın gitmek istiyordunuz ama ne kadar önemliymiş” diye sordu. Bende kendisine evet doğru dedim. Bu şahıs beni bıraktıktan sonra sadece 13-14 Temmuz tarihinde Viber’ den hal hatır sorma şeklinde bir görüşmemiz oldu. Darbe girişiminin yaşandığı tarihe kadar ben normal olarak görevime devam ettim. Ben tamamen 4 gün boyunca bu olaya kilitlenmiş durumda kendi içimde olacak mı olmayacak mı şeklinde kurgulama yapmaya başladım. İçimde bir korku da vardı. Hatta 4 günde 5 kilo kadar zayıfladım. Etrafımdaki arkadaşlara da herhangi bir şey sormadım çünkü bu olayın gizli olduğunu kimseye söylenmemesi gerektiği Ömer Faruk HARMANCIK tarafından söylenmişti. Olayın yaşandığı 15 Temmuz günü akşam saat 20.00 civarında makam telefonuma kayıtlı olmayan bir numaradan telefon geldi. Donanmadaki lojmanımdaydım. Arayan Ömer Faruk HARMANCIK’ tı. Kendisi bana “efendim olay deşifre oldu, şimdi hemen harekata başlıyoruz” dedi. 

’KÖSELE’NİN TELEFONUNA CEVAP VERMEDİM’’

Hayati İmren, darbe teşebbüsü deşifre olduktan sonra düğmeye basıldığını vurgulayarak,’’ Olayın ne şekilde deşifre olduğunu ben sormadım o da söylemedi. Bu nedenle hemen daha önce isimlerini söylediğim üç amiralin alınarak Maltepe Askeri Cezaevine gönderilmesini istedi. Ben de benim mizacım değil yapamam, bu SAT timlerinin göreviydi neredeler, siz koordine etmiştiniz diye sordum. Ancak kendisi de derhal alın diye tekrar bana dönüş yaptı. Bunun üzerine ben de bu işi yapmaya karar verdim. Bende Emir astsubayım İsmet COŞKUN’ a SAT timlerinin gelip gelmediklerini ve üsse giriş yapıp yapmadıklarını öğrenmesi yönünde talimat verdim. Konutumun önündeydim ve Ayhan BAY ile karşılaştım. O da Gemileri Kaldırdığını söyledi. Kendisi sivildi. Ben de üzerimde eğitim kıyafetim olan resmi kıyafetliydim. Ben de hayırdır neden kaldırdınız diye sordum. Deniz Kuvvetlerinden haber geldi ben de kaldırdım dedi. Kendisi Kuzey Görev Grup Komutanıdır. Görev sahamız farklı olduğundan bu talimatı Deniz Kuvvetlerinden aldığını söyledi. Sonra benim en yakınlarım olan Emir Astsubayı İsmet COŞKUN ve İstihbarat Şube Müdürü Kıdemli Albay Muharrem ASLAN’ ı çağırdım. Çünkü ben görev icabı her işimi bu arkadaşlarımla yapmaktayım. O yüzden kendilerini çağırdım. Ayrıca bu arkadaşların cemaat elemanları olduğunu bilmemden dolayı da bir güvenim vardı. Benimle irtibatlı olan Kamil Kod isimli şahıs tarafından bana bu şahısların da cemaat içerisinde oldukları söylemişti. Daha sonra beni cep telefonumdan Vali bey ve Donanma Komutanı aradı fakat ben bu duruma kilitlendiğimden dolayı onların telefonlarına cevap veremedim. Daha sonra Yalçın PAYAL’ ın evine gittik. Yanımda yine İsmet Coşkun ve Muharrem ASLAN vardı. Arkamızda da Muharrem ASLAN’ ın temin ve komuta ettiği bir araç vardı ama içinde kaç asker olduğunu bilmiyorum. Yalçın PAYAL’ i evinden kendi aracıma aldım, bana nereye gidiyoruz diye sordu. Ben de merkez komutanlığına gidiyoruz diye söyledim. Merkez Komutanlığına gittik, orada onu gözaltına aldım. Bu sırada silahım belimdeydi. Diğer şahısların da silahlarının yanlarında olduğunu tahmin ediyorum. Sonra bana tekrar Ömer Faruk HARMANCIK telefon etti ve Tuğamiral Nazmi EKİCİ’ nin İstanbul ‘dan yola çıktığını şu anda Gölcük ‘e yaklaştığını ve tarafıma yardım etmek üzere gönderildiğini söyledi. 15-20 dakika sonra Nazmi EKİCİ beni arayarak Merkez Komutanlığı kapısına kendisini aldırmak üzere bir araç göndermemi istedi. Ben de emir astsubayına emir vererek bir aracı Merkez Komutanlığı kapısına göndermesini istedim ve Nazmi EKİCİ geldi. Kendisi Gölcük’ e kadar kendi aracıyla eşi ile birlikte gelmiş. Gölcük’teki olaylara yardım edeceğini ve Ömer Faruk HARMANCIK tarafından verilen talimatları bana ileteceğini söyledi. Nazmi Amiral Ayhan BAY’ ın evinde kaldı ve sabaha kadar buradan olaylara müdahale ettiler. Bu arada lojmanların önünde Ayhan BAY’ın emir Astsubayı vardı ancak ismini hatırlamıyorum. Kendisi silahsızdı. Daha sonra Nazmi EKİCİ tarafından İskender YILDIRIM’ ın bölgede olmadığı ancak İstanbul’ a giderken geri dönüp Gölcük e geldiği ve Ayhan BAY’ ı rahatsız ettiği, gemileri niye kendisinden habersiz kaldırdığını sorduğu, bu nedenle kendisinin de tarafımdan bir an evvel alınması gerektiği bildirildi. İskender Yıldırım ‘ın direk tAyhan BAY’ ın evine gelip sen nasıl gemileri benden habersiz kaldırırsın diyerek çıkıştığını, bu arada Nazmi EKİCİ’ nin de balkon terasından çıkarak İskender Amiral görmesin diyerek saklandığını, firari durumdayken kendi aramızda yaptığımız konuşmalardan öğrendim’’ dedi. 



‘‘İSKENDER YILDIRIM GELMEZSE VURUN’’

Daha sonra İskender Amiralin Poyraz limanında bulunan makamına gittim. Kendisi kızgındı, çünkü divanda hiçbir gemi kalmamıştı. Benim yanımda emir astsubayım ve İstihbarat Albayı Muharrem vardı. Bu arada Yalçın PAYAL’ i de merkez komutanlığında görevli Yüzbaşı Harun İLASLAN’ a teslim ettim. Biz İskender amirali almaya geldiğimizde Emir astsubayı, Kurmay Başkanı Murat ERDEM vardı. Murat ERDEM’ in elinde ilk defa gördüğüm sıkıyönetim mesaj emri vardı. Burada İskender Amiral’ e “İskender, sıkıyönetim ilan edildi. Bak bu da mesajı diyerek “ Murat ERDEM’ in elindeki mesajı gösterdim. O da inandı ve Kurmay Başkanına kızdı. Dedi ki madem böyle bir mesaj var niye bana göstermedin dedi. Murat ERDEM çekindiğim için gösteremedim dedi. Sonra kendisini Merkez Komutanlığına davet ettim. Ben burada kalayım dedi, ben de “merkez komutanlığına gidelim, ben senin sınıfı arkadaşınım bana güven” dedim. Emir astsubayı bu durum üzerine hamle yaparak bize engel olmak istedi. Emir astsubayım İsmet Coşkun ve Albay Muharrem ASLAN ile duruma müdahale ederek kendisini engelledik. Görüşmemiz sırasında bulunduğumuz yere yaklaşık 30-40 metre mesafede rütbeli-rütbesiz yaklaşık 50 asker vardı. Kendisini sakinleştirdik. Kurmay Başkanı Murat ERDEM’ in bu süre zarfında herhangi bir karşı çıkma gibi faaliyeti olmadı. Biz İskender Amiral ile merkez komutanlığına gittiğimiz de TRT-1 de sıkıyönetim bildirisinin okunduğunu gördü. Bundan sonra Cumhurbaşkanının konuşması çıktı. İskender de dedi ki ama birde böyle bir durum var bak Cumhurbaşkanı konuşuyor dedi. Bir anda ikimiz de çelişki de kaldık. Ben hala sıkıyönetim ilan edildiği kanaatindeydim. İskender amiral o kanaatte olmadığın söyledi. O sıralarda da emir astsubayına Ayhan BAY’ ın tutuklanması için talimat veriyordu. Nazmi EKİCİ bu arada İskender Amiralin yanına giderken telefonla arayarak “sıkıyönetim ilan edildi, vurma yetkimiz var İskender YILDIRIM gelmezse vurun “ diye talimat verdi. Bu olay da beni hissiyaten üzdü. Daha tatlı dil kullanarak Merkez Komutanlığına getirdim. Alınması gereken üçüncü amiral olan Denizaltı Filo Komutanı Mithat Kemal ALGÜL ise senelik izinde olduğundan dolayı donanmada olmadığı için gözaltına alınamadı. Nazmi EKİCİ ‘den telefon geldi her iki amiralin bir araçla İstanbul Maltepe Askeri Cezaevine gönderilmesini söyledi. Ben de bu iki amiralin araç hazırlatarak Maltepe askeri cezaevine götürülmesi için Harun yüzbaşıya talimat verdim. Araçta Harun ve gönüllü olan bir rütbeli daha vardı ama ismini ve rütbesini bilmiyorum. Onlar araca binerek eskort ile birlikte cezaevi nakil aracı ile birlikte gittiler. Yanlarında 10 kadar askeri personel daha vardı. Resmi bir yere gittikleri için de içim rahattı. Ben bu şahısları gönderdikten sonra Nazmi Amirale dönerek kendilerini gönderdiğimi söyledim. Gönderdiğim araçta bulunan Harun Yüzbaşı beni arayarak yolda polislerin kendilerini durdurmak istediğini söyledi. Ben de görevli olduklarını söyleyip durmayın devam edin dedim. Sonra yakalandıklarını öğrendim ve bu durumu Nazmi’ye ilettim. Sonra Merkez komutanlığının oradaki 2 nolu kapıya indim, vatandaş oraya toplanmaya başlamıştı. Oradaki insanlarda coşku ve gerginlik olduğundan saldırgan bir tavır sezinledim. Daha önce çekilen kırmızı şeridi kopardıklarını, bir kısım vatandaşın merkez komutanlığının duvarlarına çıktığını gördüm. O anda uzman çavuşlardan bir kaçının tedirgin hallerinden dolayı havaya ateş açtıklarını gördüm. Bu sefer halk daha fazla galeyana geldi. Ben de bu durumdan korktum. Sonra personeli komple kapının arkasına geri çektim. Amacım insanlardaki bu gerginliği azaltmaktı. Vatandaşta zaten geri çekilince durdu. Buradaki olay bu şekilde tırmanışa geçmeden sona erdi. Bu arada ben itfaiye arabasının gelmesi için yangın merkezine emir verdim. Vatandaş gelirse silahla değil su ile püskürtme amacındaydım. Araç geldi ama sadece bekledi’ diye konuştu.

GÖLCÜKLÜLERİ BU SLOGANLA DURDURDULAR

İmren taburu askerlerine ‘‘HER TÜRK ASKER DOĞAR’’ sloganı attırdıklarını belirterek,’’ Bu arada halkın attığı sloganların paralelinde bizlerde güvenlik taburunun askerleri ile birlikte halkı memnun edici şekilde ordu millet el ele her Türk asker doğar şeklinde sloganlar attık. Halk da bunu çok olumlu karşıladı ve alkışladı. Gece 24. 00 sıralarında Donanmadaki noktaları gezdim ve aldırdığım tedbirlere baktım. Bir yandan da çatışma çıkmasın diye cemaatten güvendiğim kişileri görevlendirmeye çalıştım. Denizaltı filosuna kimse girip çıkmasın diye Gökhan CİNGİ isimli Yüzbaşıyı görevlendirdim. Ancak bu şahıs cemaat mensubu değildir. Daha sonra dolaştığımda Gökhan’ın orada olmadığını görünce sinirlendim. Sonra Gökhan Çingi’yi azarlayarak merkez komutanlığına götürdüm. Donanma komutanlığı binasına geldim, nöbetçi amiri bir binbaşı ile görüştüm. Fakat nöbetçi amiri ve astsubaydan tatmin olmadım yani kendilerine güvenmedim. Bu nedenle bunları değiştirerek merkeze aldım, bunların yerine Ersoy Astsubayı görevlendirdim. Bu şahısta cemaatçidir. Oradan donanma karargâhına gittim, askerlere hitap ettim ve son zamanlarda ülkede yolsuzluk çözüm süreci üzerinden şehitlerin gelmesi, bu nedenle yemek yerken boğazımdan dahi ekmeğin geçmediğini, aslında çok rahat bir düzenim olduğu hale bu işe gönüllü olarak yaptığıma dair bir konuşma yaptım. Donanma karargâhındaki nöbetçi astsubayı da lakayıt davranışından dolayı gözaltına aldım. Bu arada Nazmi EKİCİ donanma komutanının bir deniz aracı vasıtası ile Gölcük’ e geleceğini ve tarafımdan tutuklanması gerektiğini söyledi. Sonra ben de birkaç kez poyraz limanına gelerek Donanma Komutanının gelişini bekledim. Bu arada Sahil Güvenlik 19 numaralı botun geldiği saat:02.00 sıralarında emir astsubayım tarafından bana bildirildi. Ben de sahile çıkmalarını yasakladım, gemide kalsınlar dedim. Yarım saat kadar kimse çıkmadı. Daha sonra Sahil Güvenlik komutanı Tümamiral Hakan ÜSTEM beni aradı. Bu gelenlerin Deniz Kuvvetleri Komutanının sekreteri ve korumaları olduğunu, üsse giriş yapmalarına izin vermemi istedi. Ben de izin verdim. Daha sonra limana gittim. Bottan inenlerin hepsi beyaz gömlek ve gri takım elbiseliydi. Yaklaşık 6 kişiydiler. Bu şahıslardan birini tanıyordum. Bu şahıs Deniz Kuvvetleri Kuvvet Astsubayı Ast.Kıd.Bçvş. Kadir BÜKÜLMEZ’ di. Onlara bir minibüs verdim. Doğruca Ayhan BAY’ ın evine gittiler ve gece boyunca orada kaldılar. Ben SG-19 botunun bütün personelini ihtiyaçlarını gidermek adına Merkez Komutanlığına aldım. Daha sonra Deniz Kuvvetleri Koruma astsubaylarından birini merkez komutanlığına, birini de bana yardımcı olması için Nazmi EKİCİ ‘den istedim. Merkez komutanlığına gittim, gönderdiğim tüm personelin bahçede misafir edildiğini ve çay içtiklerini gördüm. Sadece Donanma Nöbetçi amiri bir binbaşıya hal ve hareketleri nedeni ile disiplinsiz durumu nedeni ile kızdım. Merkez komutanlığı askerlerine de toplu bir şekilde hitap ettim. Ama hep dolaşırken de bir ölüm kalım olmadığı içinde şükrediyordum’’ dedi. 

‘’UĞUR ALBAYIN KAFASINA SİLAH DAYADIM’’

Merkez komutanlığına geldiğimde etrafımda bulunanlardan birisi tarafından Merkez Komutan vekili Uğur Albayın dışarı ile telefonla görüşmeler yaptığı söylendi. Fitne fesat yaratacağını düşünerek ve benden habersiz niye sağa sola haber veriyorsun diyerek o anki durumun verdiği heyecandan dolayı kendisine kızdım ve silah çekerek kafasına dayadım, vururum seni diyerek gözaltına aldım. Sabaha doğru aşhaneye gittim ve bütün askerlere kumanya dağıtılmasını istedim. Ben bu tür faaliyetler içerisinde iken Nazmi EKİCİ sürekli bana telefonla “sıkıyönetim ilan edildi, vur emrimiz var, karşı çıkanları vurun”, şeklinde talimat veriyordu. Halat sekiz işaret kulesine astsubayım vasıtası ile emir vererek poyraz limanına gemilerin yaklaşması yasaktır, izinsiz yaklaşılması durumunda ateş açılacaktır şeklinde anons yapılmasını emir verdim. Ben de başlarındaydım. Bu emirden sonra bir hücum bot yanaşmak istedi, zaten anonsu duyduktan sonra kalktı. Bana bu talimatı kimse vermedi. Sonra ben tersane önüne geldim. Nazmi ‘den yine telefon geldi. Kendisinden büyük olduğum için bana “efendim Cumhurbaşkanı Almanya’ ya kaçmış “,dedi. Ben de tersanede görevli olanlara bu durumu aynen ilettim. Donanma komutanının vurulması yönünde herhangi bir talimat vermedim. Gelse de ben tutuklayacağım dedim ve Uzman çavuş veya astsubaydan plastik kelepçe aldım. Vurma gibi bir niyetimin olmadığını şu örnekle belirtmek isterim. Denizaltı eğitim komutanı Albayımızla Denizaltı filosu önünde karşılaştım. Saati tam hatırlamıyorum. Kendisi denizaltı filosuna girmeyi yasakladığım halde gireceğini ve hatta komutanım beni vursanız da ben filoya gideceğim dedi. Ben de hislendim, olur mu öyle şey dedim ve geç diyerek kendisini gönderdim. Bu nedenle öldürmek yaralamak gibi hiçbir kastım olmadı, olamazdı. Ben bana verilen talimat gereği güvenliği sağlamak görevini yerine getirdim ve personel üzerindeki hâkimiyetimi kaybetmemek amacıyla emir ve talimatları verdim. Daha sonra Nazmi den sabah saatlerinde telefon geldi, kendilerini buradan uzaklaştırmak üzere bir sahil güvenlik botunu tahsis etmemi istedi, ancak ne amaçla bunu talep ettiği konusunda bir şey söylemedi. Bunun üzerine 19 numaralı botla gidebilirsiniz dedim. Misafir ettiğim 19 numaralı botun personelini bota gönderdim. Sonra Nazmi ve Ayhan amiralle birlikte takım elbiseli deniz kuvvetleri heyeti Poyraz limanındaki bota geldiler ve bota bindiler. Ben bota binmedim dışarıdaydım. Teslim olacaktım. Ancak Nazmi amiral burada durmamın bir faydası olmayacağını kendileri ile gelmemin daha iyi olacağını üsteleyerek beni bota aldılar. Botla hareket ederek Marmara salonu yelkenli tarafındaki iskeleye gelerek 2 kişilik deniz kuvvetleri heyetinden gelen takım elbiseli şahısları aldık ve Başiskele denilen Torpido Tes. Müh. Depo Komutanlığının bulunduğu askeri birliğin bulunduğu yere gittik. Burada bizi nöbetçi astsubay durdurdu ve bize nereye gittiğimizi sordu. Burası bana bağlı bir birlik olduğu için fazla üstelemedi ve buradan tel örgülerin üzerinden atlayarak firar ettik. Ben üzerimde bulunan resmi giysileri bu botta değiştirdim ve sivil kıyafet giyindim. Bu elbiseleri Gemi Komutanından aldım. Bu olayların olduğu süre zarfında uzman çavuşlar ve birkaç sivil astsubay vardı. Uzman çavuşlar koruma olarak yanıma geldi. Kendileri güvenlik taburunda görevliydiler. Ben bu şahısları zorlamadım. Bana inandılar ve peşime takıldılar. Astsubayları tanımıyorum. Başiskele ‘de iskeleden indikten sonra tellerden atladık. Yoldan geçen bir aracı el kaldırarak durdurdum. Yanımda Ayhan vardı. Kendisine bizi en yakın otobüs durağına bırakır mısınız diye sordum. O da bizi aldı ve otobüs durağına bıraktı. Nazmi bizimle gelmedi. Ben ayrı gideceğim dedi. Sonra biz Ayhan’la birlikte 2 dakika sonra otobüs durağında indik, buradan minibüse binerek şehir merkezine Leyla Atakan caddesine geldik. Şehir merkezinden kendimize iki adet şapka aldık. Sonra bir taksiye bindik Devlet Hastanesinde indik Devlet Hastanesinin önünde tekrar bir taksiye bindik. Buradan daha evvel evini bildiğim Kamil Kod isimli şahsın İzmit kaymakamlığı civarındaki evine gittik. Kendisi eşi ile birlikte evdeydi. Bu sırada saat:10 gibiydi. Bu şahıs bizi görünce kendisine yardımınıza ihtiyacım var dedim. Evine girdik yaklaşık bir beş on dakika kadar kaldık. Bu şahıs bizi kendi aracıyla çarşıda bir Home ofise götürdü. Bu Home ofisin Levent kod isimli klimacılık yapan şahsa ait olduğunu sonradan öğrendim. Biz buraya gittiğimizde Kamil( kod )bize kapıyı açtı. İçeri girdik. Daha sonra Kamil çıktı ve Levent’le beraber öğleden sonra tekrar geldiler. İçeride çekyatlar vardı ama salon kısmı ofis şeklinde bir daireydi. Burada iki gün kaldık’’ şeklinde konuştu.

‘’TESLİM OLDUM’’

İmren ifadesini şu cümlelerle tamamladı, ’Yiyeceğimizi Kamil ve Levent birlikte getiriyordu. İki gün orada kaldıktan sonra İlhan Kod isimli arkadaşın evine Levent’e ait minibüsle 21.00 sıralarında gittik. Yanımızda başka kimse yoktu, ancak tedbir amaçlı Kamil kod isimli şahıs kendi aracıyla önden bize eskortluk yaptı. Biz saat:21.30 civarında İlhan kodun Yeniköy’de bulunan dubleks evine geldik. Burada Nazmi EKİCİ ile karşılaştık. Bu adreste bir hafta on gün kadar kaldık. İlhan kod isimli şahsın ailesi köyde olduğu için yalnızdı. Onunla birlikte kaldık. Evin ihtiyaçlarını kendisi karşılıyordu. Bu süreçte iletişimimiz Nazmi tarafından gerçekleştirilmekteydi. Telefon İlhan kod isimli şahısta vardı. Viber üzerinden Nazmi görüşmeler yapıyordu. Kendisi Cemaat içindeki üst düzey şahıslarla akıbetimiz hakkında, nasıl bir safahat izleyeceğimiz hakkında görüşüyordu. Buradan da klimacılık yapan Levent’ in evine akşam saatlerinde hep birlikte gittik. Bize eskortluk yapan vardı ama kim olduğunu hatırlamıyorum. Onun evi de Yeniköy’ deydi. Bu ev de boştu ve iki katlı dubleks bir evdi. Yaklaşık 1 hafta on gün kadar kaldık. İhtiyaçlarımızı Levent karşılıyordu. Eve ziyaret için Mert ve Kamil’ in geldiğini hatırlıyorum. Buradan da istanbul’ a Simpaş evlerine gittik.Gidişimiz esnasında akşam 22.00 sıralarında Levent (K)’ a ait fluence marka beyaz renkli araca Ayhan Bay ve ben bindim. Aracı Levent Kullanıyordu. İlhan (K)’ ın aracına da Nazmi EKİCİ bindi. Aracı İlhan (K) kullanıyordu. Önümüzde giden bir eskort ve arkamızda da bir artçı araç daha vardı ama kim olduğunu bilmiyorum. Kandıra turnikelerden giriş yaparak Sultangazi gişelere yaklaşırken İlhan’ ın aracı durdu ve Nazmi bizim araca geçti. Hepimiz Levent (K) in aracı ile Simpaş konaklarına 500 metreye yakın bir mesafeye gittik. Saat:23.00 sıralarıydı. Yaklaşınca Bekir kod isimli arkadaşı gördük. Kendisini orada ilk defa gördüm. Bu şahısla bağlantıyı kimin kurduğunu bilmiyorum. Daha sonra üçümüz birlikte Bekir ‘in Vectra marka koyu renkli aracına bindik ve Levent ayrıldı.Biz Bekir’ in Simpaştaki G 48 nolu evine geldik ,evde ailesi ve üç çocuğu vardı. Burada bir haftaya yakın kaldık, ihtiyaçlarımızı Bekir karşıladı. Bekir de öğretmendi. Bu evde iken bir kez Maksut kod isimli şahıs geldi. Kendisini İstanbul’dan tanırım bana daha önce abilik yapmıştı. Bu şahıs halimizi hatırımızı sorup gelişmelerden bizi haberdar ediyordu.Daha sonra aynı site içerisinde F-23 sayılı binaya gittik. Ev dayalı döşeliydi. Bekir bizi bu adrese götürdü. Evde dolap doluydu. Yiyecek ve içecek sorunumuz yoktu. Bir hafta kadar burada kaldık. Bekir kod isimli şahıs her gün gelip gidiyordu. Sonrasında Nazmi’nin koordinesi ve Maksut kod isimli şahsın gayreti ile Sabri kod ismini kullanan Kamil Altın’ ın kiraladığı eve gideceğimiz haberi geldi. Hatırlamadığım bir tarihte akşam saatlerinde karanlıktan yüzünü görmediğim bir şahısla birlikte yeni yerimiz olan ve Kamil’ in kiraladığı Kiptaş’taki eve gitmek üzere yola çıktık. Kamil Altın evine bir kilometre kala yanında bir bayan ile bizi karşıladı. Biz Kamil’ in evine geçtik ve diğer araç ayrıldı. Kamil ‘i daha önce hiç görmemiştim. Bizi saat:23.00 sıralarında buraya yerleştirdi ve ayrıldı. Ertesi gün kızı ve ailesi ile birlikte bize yemek yaparak getirdiler.Kamil ve ailesi durumumuzu biliyordu. Bu arada Nazmi, Bekir’den aldığı telefonlarla Cemaatin üst kademeleri ile Amerika ve Avrupa’yla görüşmeye devam ediyordu ve bizi yanına almıyordu. Özellikle de lütfen kapıyı vurmadan girmeyin diyordu. Saatlerce yazıştığını biliyorum. Son olarak ta burada en az 6 ay kalacağımızı, bu arada da Avrupa’ya geçme düşünceleri olduğunu Ayhan ile konuşurlarken duydum. İsminin Fatih olduğunu söyledikleri ve Avrupa sorumlusu olduğunu Nazmi’den öğrendiğim , kıvrak bir zekaya sahipşahsınNazmi ve Ayhan’ ı Sisam adası üzerinden Avrupa’ya geçireceğini, bu şekilde çalışma yaptığını Nazmi söyledi. Çünkü Nazmi her şekilde (pasaport, telefon vb.) bu kaçışa hazırdı. Ayhan Bay’ ın da kaçış esnasında ailesi ve çocukları alınıp 2 aile olarak kaçış yapılacaktı. Ayhan Bay’ a ait pasaportlar eşindeydi. Sadece Sisam adasına geçiş kalmıştı. Bunu da Fatih isimli şahıs ayarlayacaktı. Beni kaçış planına dahil etmemişler. Ben bunu son anda öğrendim. Sonra aramızda problem oldu. Ben kendilerine Sisam adasına geçtiğimizde yakalanırsak Amiral seviyesinde yakalanmanın Türkiye’ye negatif etkileri olacağını söyledim. Nazmi de bir şey olmaz. Avrupa’da kimlik sorulmadığını söyledi. Yeşil pasaportun Avrupa’da Hükümet iptal etse de geçtiğini belirttiler. Daha sonra bende üzüntü, korku ve endişe doğmaya başladı ve bunalıma girdim. Onlar gidecek ben yalnız kalacaktım.Muhtemelen bana da teslim ol diyeceklerdi. Bu kısır döngü içinde haliyeti ruhiyem bozuldu. İkindi vakti herkes yatarken birden bire bir hışımla yataktan kalktım ve televizyondan da izlediğim olaylar, insanların ölmesi Suriye harekâtı da beni çok etkilemişti. Kaçmanın herhangi bir sonuç doğurmayacağını devletimize sığınmaktan başka çaremiz olmayacağını fark etmiştim. Bu nedenle kendimizi polise yakalatmaya karar verdim ve sitenin güvenliğine kendim giderek haber verdim. Güvenlik personeline bulunduğumuz katı tarif ederek burada darbeciler kalıyor ben de darbecilerden biriyim polise haber verin gelip bizi alsınlar dedim. Önce güvenlik personeli kapıya geldi. Kapı açılmayınca güvenlikçiler gittiler. Sonra hep beraber aşağıya indik. O anda Nazmi EKİCİ telefonları banyonun üst kısmındaki bölüme sakladı. Daha sonra bahçeye indik. Polis geldi, ben de polislere doğru gittim ve polislere kendimi tanıttım. Kendim ihbarı yaptığımı söyledim. Polis Nazmi EKİCİ ve beni yakaladı. Ayhan BAY bu sırada bahçeden kaçmıştı" şeklinde beyanda bulundu.

YORUM EKLE

Güvenlik Kodu

DİĞER HABERLER

ANKET

SONRAKİ HABER

İZMİT’TEKİ METRUK YAPILAR YIKILIYOR

İZMİT’TEKİ METRUK YAPILAR YIKILIYOR