25 Kasım 2017 Cumartesi

  • 3,944 TL
  • 4,709 TL
  • 163,76 TL
  • 104.539
KOCAELİ 28°

GAZETECİ GÖZÜYLE GERÇEK AŞKIN ŞİFRELERİ

Röportaj - Yeliz KORAYHayatımda tanıdığım en sakin adam; Adem Turgut, sevgili Adem Abimiz…Bir kez kızmaz, ya da sinirlenmez mi insan?Ben görmedim!İşte belki de bunun için onu tanımayan da sevmeyen de yoktur Kocaeli’de.

21 Haziran 2017 Çarşamba 18:22 Asayiş
Bizim tanışmamız 12 yıl öncesine dayanıyor. 23 yaşında genç bir muhabirken, Adem Abi Genel Yayın Yönetmenimdi. Haliyle aramızda şimdiki gibi samimiyet yoktu ama arada bir yanına çağırır nasihatler verirdi bana. 
“Sakin ol”, “Şiir oku”, “Köşelerini törpüle” gibi…
İtiraf edeyim, o zaman bir kulağımdan girer öteki kulağımdan çıkardı ama yaş 35 olunca ne kadar haklı söylemler olduğunu anladım. 
O, ne zaman karşılaşsak ‘höt höt’ tarafımı yumuşatmam için öğütler verdi, ben can kulağıyla dinledim. Sonra dedim ki Adem Abinin kadınlar ve ilişkiler üzerine yaptığı on numara tespitlerden neden başkaları da faydalanmasın?
Sağ olsun kırmadı beni, abi kardeş keyifli bir söyleşi yaptık. 
Kendi adıma çok şey öğrendim.
O halde lafı fazla uzatmadan sizleri usta gazeteci Adem Abimizin ilişkiler üzerine verdiği cevaplarla baş başa bırakıyorum…

-Adem Abi, aşk üzerine söyleşiye hazır mısın?

Yok değilim. (Gülüyor) Ama söz namustur; ne sorarsan cevaplayacağım, samimiyetle. Ancak benim cevaplarım sadece benim doğrularımdır. Bir uzman görüşü gibi değerlendirilmesini istemem. Çünkü uzman değilim, sadece kendini doğru ifade edebilen bir gazeteciyim.

-Aşk nedir diye başlayalım o zaman…
Karnının deli gibi ağrıması, onu görmeden, sesini duymadan, ondan güzel bir jest, bir davranış görmeden o ağrının dinmemesi demektir. Daha yanınızdan ayrılmadan özlemeye başlamak demektir. O ne yapsa hoş görünmesidir. Her sözüne büyük büyük anlamlar yüklemek demektir. Aşk mantığın, duygularımıza tam teslim olmuş halidir. Negatif bakarsan geçici körlük ve bir süreliğine hafızanı kaybetmek demektir. Uzmanları diyor ki, “Aşk kontrolümüzde değildir, yaşamsal olarak da bedene ve ruha iyi gelir.

“ERKEK KEŞFE ÇIKAR KADIN ŞARJ EDER”
İnsan aşık olunca beyninde kullanmadığı bölgeler hareketlenir ve bu başka hiçbir şeyle olmaz. Aşk dengenizi bozar. Erkek aşık olunca alt üst olur, kadın yaşam kaynağına ulaşır. Bu yüzden erkek meraklanır ve keşfe çıkar kadınsa yaşam bulduğu erkekte şarj eder kendini.”

-O zaman benim dediğim ‘aşk bir hastalık’ sözünü doğruluyorsun.

Eğer hastalıksa güzel bir hastalık. (Gülüyor)

-Peki aşkın bir kimyası var mı sence?
-Valla bence daha çok kimyamızı bozduğu gerçeği var. (Gülüyor) Birine aşık olmak daha çok kişiliğimiz, karşı cinsten beklentilerimiz, beğenilerimiz üzerinden şekilleniyor. Böyle düşününce kimyasından çok karakterimiz ve hormonlarımızla şekillenen bir matematiği var diyebiliriz.

-Nedir o matematik? Söylesene abi, bir erkek, bir kadını neden sever?
Bak Yeliz’cim erkek bir kadına baktığında kişiliğini sosyal statüsünü falan değil, kadınlığını görür. O kadının güzel olması erkeği cezp eder. Çoğu zaman onu elde etmek için çalışır ama erkek keşfedeceğini- keşfedebileceğini düşündüğü kadını sever. Onunla uzun bir ilişkiye yelken açar.

ANAHTAR KELİME KEŞFETMEK

-Yani gerçek bir aşk için iş, kadında mı diyorsun?
-Elbette! Aşkın lokomotifi kadındır. Erkek hesap kitap yapamaz, bildiğin bodoslama yaşar. O ilişkiye kadın yön verir, yönetir. Yönetmelidir. Eğer kadınlar mutlu bir ilişki kuramıyorsa, var olan ilişkilerini yönetemiyorlar demektir. Bence anahtar kelime de keşfetmektir. Yani erkekler kadının dünyasında hep bir yeni şey bulursa sever, sevmeye devam eder. Kadın erkeğe “cepte” duygusu vermemeli. Erkek kadının yerini, konumunu bilirse mücadeleyi bırakır. Keşfetmeye devam ettikçe bağlanır.

“BİR KADIN EVDE KALMIŞSA KENDİ KABAHATİDİR”

Hatta daha açık söyleyeyim Yeliz’cim üzerine alınma (kahkaha atıyor) bir kadın evde kalıyorsa kendi kabahatidir. 

Ben de kahkaha attım ama sormadan da edemedim
Nasıl yani nerede hata yapıyorum-yapıyoruz abi?

Güçlü erkek arayışından vazgeçeceksin. Kendi kahramanını yaratacaksın. 

Nasıl yani uğraşın mı diyorsun?

Tabii ki, ama doğru erkeği bulduğunuzda. İlla cesur adam güçlü adam diye bakmayın adamlara. Bir erkek sevdikçe güçlenir, sahiplenir. 

İLİŞKİ KISIK ATEŞTE PİŞMELİ

Diyelim ki doğru adamı bulduk. Düzgün bir ilişki nasıl yaşanmalı?

Aradaki tutku yok edilmeden kısık ateşte pişirilmeli. Aşkı doğru bir ilişkiye götüren de budur. Yavaş yavaş, birbirini tanıyarak, sorunları beraber aşarak…


-Seninle ilk tanıştığımızda aynı gazetedeydik. 23 yaşındaydım ve sanırım daha hırçındım.  Bir gün bana “bol bol şiir oku Yeliz” demiştin hatırlıyor musun? Bunu neden söylemiştin?

(Gülüyor) Doğru.. Çünkü şiir, müzik ve resim gibi sanatsal aktiviteler insanların sert ve sivri yönlerini törpüler, naifleştirir.

-Aradan 12 sene geçmiş ve bol bol şiir okuyorum, var mı değişim bende?
Şiir okumaya devam et...

Yeteri kadar törpülenmediğimden ısrar etmedim…Şiir okumaya devam..

Peki Adem abi, erkekler güçlü kadını neden sevmez?

Kadınların şöyle bir savunma mekanizması varsa doğru değil, “İşte ben güçlü kadınım, erkekler de güçlü kadını taşıyamıyorlar.” Bence kadın aradığı aşkı bulamıyorsa “başka sebepleri var diye düşünmelidir. 

Güç meselesini özellikle boşanmış kadınlardan çok duyuyoruz. Eşlerinin kendilerinden daha geri planda, pasif durduğu için evliliğin yürümediğini söylüyorlar. Kadın evlilik sırasında da erkekten güçlü hale gelirse ilişki yürümüyor diyebilir miyiz?

Evet, çünkü ilişki temelde daha güçlü erkek daha zayıf kadın dengesi üzerine kuruluyor. Bu bozulunca inşaat temelden sarsılıyor. 

Gücün tanımı herkese göre farklıdır ama bir kadın olarak iki örnekle açıklayabilirim. Birincisi tamamen cinsellik içeren ‘Grinin Elli Tonu’ isimli kitap. İkincisi internet televizyonunda yayınlanan ‘Fi’ dizisi. Çevremdeki evli çiftler bu iki örnekteki başrol yerine daha ılımlı, daha anlayışlı tarafı severken, bekarlar sapkın ve psikopat olanı seviyor. Yani her şeyi çözebilen, zeki ve kadından daha baskın erkeği. 

O zaman ben de sana bir filmle en güzel cevabı vereyim. Selvi Boylum Al Yazmalım filmini bilmeyen yoktur.  Asya karakterine hayat veren Türkan Şoray, İlyas’ı (Kadir İnanır) değil, Cemşit’i (Ahmet Mekin) tercih ediyordu. Hatta sonunda sevgi neydi? Sevgi emekti, iyilikti diye bitiriyor. 

DOĞRU ADAM CEMŞİT, İLYAS DEĞİL

Sana katılmıyorum. Çünkü Asya’nın çocuğu Cemşit’i babalığa seçtiği için Asya’da kalbini değil aklını seçiyordu. Kalbinin sesi İlyas diyordu. Ki ben olsam kesinlikle İlyas’ın peşinden giderdim.

Ayvayı yemiştin o zaman. İşte aradaki ayrım da burada Yeliz’cim. Belki İlyas’ta heyecan ve tutku var ama Cemşit’te saygı, sevgi, merhamet, vicdan var. İyi bir ilişki için kadınların İlyas’ı değil, Cemşit’i seçmesi lazım. Çünkü doğru adam o. Sana tavsiyem bir kez olsun Cemşit’e fırsat ver. 

Peki, eşin Başak Hanımın affına sığınarak biraz özel sorulara başlamak istiyorum.Dolandırmadan dümdüz sorayım, çok aşık oldun mu abi?

Hayır çok aşık olmadım. Bence aşk ile beğeni- hoşlanmayı çok karıştırıyoruz. Bu durumu ifade edemeyene de şıpsevdi falan diyoruz. Ben aradaki farkı bildiğimi sanıyorum.

-Shakespare diyor ki, “Beğendiniz bedenlere hayal ettiğiniz ruhları koyup aşk sanıyorsunuz” Bu sözü doğruluyorsun sanırım.

Üstat söylemiş işte, ben bu lafın üzerine daha ne diyeyim… Noktasına kadar doğru.

İlk aşkın kimdi peki?
İsmini söylemeye gerek yok ayıp olur ama çocuktum elbette. Mahallede onu görmek için yanıp tutuşurdum. Zaten utangaç bir çocuktum.

AŞK ACI ÇEKMEYİ ÖĞRETİR

Aşk acısı çektin mi?
Her genç gibi, her insan gibi… Sanırım bizi biz yapan şeylerden biri aşkı öğrenmek. Aşk mutluluk kadar acı çekmeyi de öğretiyor.

Eşin Başak Hanımla nasıl tanıştınız?
Bir arkadaş ortamında tanıştık. Ancak ben İzmit’te o İstanbul’daydı. Facebook’tan ekledim. Orada uzun uzun sohbet ettik. Sonra birbirimizi daha yakın tanımaya karar verdik. Tanıdıkça daha çok sevdim. 

-Açıkçası ilişkileri çözmüş biri olarak Adem abi bu yaştan sonra evlenmez derdim. Nasıl karar verdin aile kurmaya?
Yavaş yavaş, sindire sindire… Çünkü erkek için evlenmek aynı zamanda birçok özgürlükten vazgeçmek anlamına geliyor. Ama söylediğim gibi Ben Başak Hanım’ı tanıdıkça daha çok sevdim. Bu sevgim her geçen gün pekişiyor; katlanarak büyüyor. Yanlış yapmadığımı görmek ayrıca büyük mutluluk...

-Neden geç evlendin peki?
Evlilik müessesesini çok önemsediğim için geç evlendim. Yoksa evliliğe karşı falan değildim. Bizim toplumumuzda kavramların içi doldurulmuyor. Adam “demokratım” diyor, demokratlığın A’sını bilmiyor. “Laikim” diyor, laiklik nedir bilmiyor. Evlenmek istiyor ama “evlilik nedir” bilmiyor. Neredeyse “Nefes alsın yeter” durumuna dönüşüyor. Ben bu konuyu çok ciddiye aldığım için geç evlendim.

KADER DEYİP SIYRILMAYACAKSIN

Evlilik biraz da kader değil mi? 
Bu neye kader dediğin ile ilgili. Dinen baksanız bile kaderimizi büyük ölçüde bizim davranışlarımız ve kararlarımız belirliyor. Yani kader kavramını kendi tercihlerimiz dışında bir açıklama için kullanmak doğru değil. Geç evlenmek kader değil ama “doğru zamanlama” diye bir şey olduğunu ben de düşünüyorum. Mesela ben eşimle tanıştığımız zamandan 10 yıl önce tanışsam birbirimizi sevemeyebilirdik. Çünkü değişim denen, karakterlerin oturması denen bir şey var. Ama toparlarsak evlenemiyorsan suçu ya da gerekçeyi kendinde arayacaksın, “kader” deyip sıyrılmayacaksın. “Erkekler güçlü kadın sevmiyor” demeyeceksin.

ERKEĞİN ACELESİ YOK

-Evliliğin kadın ve erkek beyni arasında kodlaması nasıl sence? 

Erkeğin doğası, çok kadınla birlikte olabilmeye müsait. “Soyunu sürdürme dürtüsü” onu daha çok kadınla olmaya itiyor. Bu da evlilik karşıtı bir duygu. Oysa kadın öyle mi, aynı dürtü onu en doğru adamı bulmaya, programlıyor. O çocuğunun babası olacak, onu birlikte büyüteceği, onlara kol kanat gerecek bir tek ve doğru adamı arıyor. Kadın için evlilik olmazsa olmaz. Elbette istisnaları vardır ama kadınların doğurganlığı için var olan biyolojik saat onları evlenmek için daha da iştahlı kılıyor. Erkeğin böyle bir acelesi yok.

-Peki, evlilik aşkı öldürür mü?
Benim evliliğimi öldürmüyor. Öldüremez de. Çünkü temelleri ve değerleri sağlam bir evlilik, bizimkisi...

-Eşine çok aşık olduğun onun da seni çok sevdiği için mi?
Evet eşimi çok seviyorum. Onun da bana olan sevgisinden eminim ama iyi bir evlilik için daha başka şeyler de lazım.

-Ne lazım mesela?
Önce şunu söyleyeyim “aşk” ya da “tutku dönemi”  geçici, “sevgi ve saygı dönemi” kalıcıdır. Aşkı; saygı ve ilgi dolu bir sevgiye dönüştürürseniz evliliğinize bir şey olmaz. Biraz daha açayım. İyi bir evlilik için, hayatı paylaşmayı, ortaklaşmayı öğrenmek lazım. 
Paranızı, yatağınızı, sosyal hayatınızı doğru şekilde paylaşamıyorsanız o evlilik yürümez. Yürüse de mutlu olamazsınız.  Güzel günlerde ortaklaştığınız gibi zor anlarda da ortaklaşabilmelisiniz. İlk fırsatta kendinizi sıyırıp meselenin sorumluluğunu veya çözüm yükünü karşınızdakine bırakırsanız o iş olmaz. Mutluluk olmaz. Bak sana iyi bir ilişkinin şifrelerini de vermiş oldum. (Gülüyor) Bu söyleşiyi ben yapsam ve sen bunları söylesen ben “Gazeteci gözüyle iyi bir ilişkinin şifreleri” başlığını atarım. 

DOĞRU İLİŞKİNİN ŞİFRELERİ

O zaman daha açık sorayım. Nedir doğru ilişkinin şifreleri?

Sabır, empati, emek ve güven. Zamanla bunların içi doldurulursa tadından yenmez. 

Bu şifreleri göz önüne alınca kadınlar ve erkekler en çok nerede hata yapıyor sence?

Tamir etmemekte. Her ilişkide sorun olur. Ama bunları senin gibi kestirip atmak yerine tamir etmek lazım. Yani emek vermek.  

-Doğru eş nasıl bulunur peki?

Eş adayı seçerken güçlü mü, yakışıklı mı, zengin mi diye değil nasıl iletişim kurduğuna, sorunları nasıl çözdüğüne bakmak lazım. Arkadaşlarıyla neler yapıyor, başka insanlarla ilişkileri nasıl, stresle nasıl mücadele ediyor? Merhametli mi?  Mutlu olmayı biliyor mu? Daha çoğunu istemek yerine az ile mutlu olabiliyor mu? Ancak mutlu olmayı bilen iki insan evlenirse mutlu olabilir. Bence her insan evliliğe uygun değildir. Uzmanlar “Mutlu evlilik için iyi insan olmak, iyi niyetli insan olmak ve bir başkasını mutlu edecek gönül zenginliğinde olmak şart. Aynı zevklere sahip olmasak da onun durumuna saygı duymayı bilmek gerek” diyor. Doğrusu da bu…


-Çok güzel anlatıyorsun da insanlara bakınca hep mutsuz. Sence neden bizim toplumumuzda mutsuzluk neden bu kadar egemen?

Söyleşimizin temel konusu doğru anlaşılamadığı için öyle. Aşkı anlamıyoruz; tanımlayamıyoruz. Kavramın içini dolduramıyoruz. Kaşını gözünü beğenip en küçük bir iletişimde özel sanıyoruz. Aşık değil kimse, ama öyle olduğunu zannediyor. Uzmanları bu toplumun duyguyu kaçırdığını söylüyor. Farkındalık yaratmayı aşk sanıyoruz, aşklar farkındalık yaratsın diye yaşanıyor. Yani dikkat çekelim- gösteriş yapalım havasında insanlar. Gerçek mutluluğu aramıyorlar ki… Sevgi yanına bağlılık, ilgi, saygı gelince gerçek aşk olur.

ERKEKLER HESAPSIZ, KADINLAR MATEMATİKTE…

-Bir erkeğe bu soru sorulur mu bilmem ama konumuz aşk ise ilişkilerde erkekler mi kadınlar mı daha samimi desem?
-Erkekler hesapsız bu konuda. Dürüstler. Bunu hem iyi hem kötü anlamda söylüyorum. Yani adamın kişiliği neyse öyle yaşıyor. Ancak kadın bunun matematiğini yapıyor. Şu televizyonlardaki evlilik programlarına baksana, “Evin var mı?”, “Araban var mı?”, “Kaç para maaş alıyorsun?” ilk sorular. Gerçek hayatta da kadın ilk önce “bununla olur, bununla olmaz diye erkekleri ikiye ayırıyor. İlk soruda sınıfı geçseniz de sonra milyon tane soruya cevap aramaya devam ediyor. Duygu nerede? Yok. Dedim ya erkek önce kadında kadını görüyor sonra kişiliğine yöneliyor. Kadın ise önce kim olduğuna bakıyor. Buna rağmen gerçek hayat tecrübesinin azlığı, beyninin duygu- mantık geçişlerini sık yapması, çevre baskısı, tüketim toplumunun dayatmaları gibi nedenlerle kadınlar daha çok hata yapıyor; daha çok mağdur oluyor.


-Mağdur demişken… Bir de karısından çeken adamlar var. Hatta “Karısından korkmayan Allah’tan korkmaz” diyorlar. Erkekler eşlerinden sahiden korkuyor mu?

Korkanları elbette vardır. Ancak biri negatif diğeri pozitif iki önemli gerekçesi var, bu durumun. Kadınların dırdır edebilme kapasitesi erkeklerin boyunu aşıyor. Bu yüzden daha kabullenici oluyorlar. Bu da korkaklık olarak anlaşılıyor. Diğeri de sevgi ve saygısı nedeniyle erkek eşini üzmemeye çalışıyor.



“ZAVALLI ALDATANLAR”


-Kadının en büyük korkusu ihanet olduğu için sanırım erkeğe korku salıyor. Peki erkekler neden aldatır, Adem Abi?
Keşfedeceği bir şey kalmadığı zaman. Paylaşacağı, merak uyandıracak onu cezbedecek bir şey kalmadığı zaman. Mutsuz olduğu zaman. Bence bir “zavallı aldatanlar” var. Bunlar asıl ilişkilerinde- evliliklerinde aradığını bulamayan, bir ilişkiden alamadığı mutluluğu tamamlamak için çabalayanlar. Bunlar mecbur kalanlar. Bir de “aldatmayı marifet sananlar” var. Bunlar için aldatmak erkeğin doğasında var. 
Ancak her iki erkek grubu da aldatmayı ilişkisinin bitmesi için bir gerekçe olarak görmez. Sanırım erkeğin kolay aldatmasının altında da “aldatma fiiline” yüklediği anlam yatıyor. Oysa kadın öyle mi? Duygu yoğun bir şey yaşamadan kadın aldatmaz. Aldatılmadan aldatan kadın sayısı da çok daha azdır.

-Cinsellik düzgün bir ilişkinin neresinde sence?

Elbette her yerinde var. Yatağında mutlu olmayan orayı doğru paylaşamayan bir çiftin sağlam bir ilişki kurması beklenemez. Ancak iyi bir ilişki sadece mutlu bir cinsel birliktelik demek de değildir. Onun üzerine baştan beri konuştuğumuz sevgi, ilgi ve saygıyı inşa etmek zorundasınız.

-Erkek, bir kadını gördüğünde ilk neresine bakar?
Elbette göğüs ve kalçalarına… Ama bu kötü bir şey değil. Bilinçaltı öyle söylüyor, erkeğe. Çünkü doğurgan ve sağlıklı kadın özellikleri diri göğüs, ince bel, geniş kalçadır. 

-Gerçekten mi böyle?..
Ben böyle biliyorum. İstiyorsan bir uzmana sor.

ERKEK VE ÇÖZÜM ANAHTARI…

-Peki kadınlar erkeğin neresine bakıyor ve sence kadınlar gerçekte ne istiyor?
Kadınların fiziksel özelliklere bakışları farklı. Gözlere, dişlere, ellere bakan olduğu gibi tüketim toplumunun dayattığı yakışıklı erkek arayışında olan da var. Ancak kadınların ilk baktığı şey fiziksel özellikler değil bence… Erkeğin duruşu, yaydığı enerji; gücü… Bıraktığı etki… Bunlar daha etkili oluyor.  Efsane Leo Jocighes ile Rosa Luxemburg’un aşklarında birbirlerine yazdıkları mektuplar, bu durumun örnekleriyle dolu. Leo sevgilisinin fiziksel özelliklerini  överken Rosa’nın onun karakterine bol bol göndermeleri var. Buradan yola çıkarak sorunun ikinci bölümünü de cevaplayayım. Kadınlar haklı olarak güvenmek, gerçekten sevilmek ve saygı istiyorlar. Ancak kadınlar aynı zamanda bir kolaycılığın da esiri. Çok güçlü erkek istiyorlar. Erkek kusursuz olsun ama kendi kusurları hep hoş görülsün istiyorlar. Erkek, hayatındaki tüm sorunların çözüm anahtarı olsun istiyorlar?

-Var mı öyle bir erkek?
-Bilmem, var mı?.. Ben görmedim.. (Gülüyor)

Ben de görmedim!

-Geçenlerde bir yazı okumuştum. Erkek çok sigara içiyor, kadın hiç içmiyor ama erkeğe içme de demiyor. Adam “Ne güzel dırdır etmeyen bir kadın” diye düşünürken, kadın da “Nasılsa evlenince içirmem” diyor ve evleniyorlar. Erkek değişmediği, kadın da onu değiştiremediği için ayrılıyorlar. Ana fikir şu; Erkek bir kadını değişmeyeceği umuduyla, kadın da değişeceği umuduyla seçer… Buna katılıyor musun?

Yanlış, değişim istemede... Karşındakini olduğun gibi kabul etmeyeceksen beraber olmayacaksın. Ha tabi önce herkes olduğu gibi görünmeli. Sanırım bizdeki en temel sorun hiç kimse ilişkinin başında gerçek yüzünü göstermiyor.

-İlişkiyi zehirleyen şeyler neler?
-Sonradan elde edilen para, kıskançlık, yalan, şöhret ve aşırı güç, sevgiyi koruyamamak, saygıyı yitirmek. Sosyo- kültürel farklılaşma. Yatağını ve odanı paylaşmaktan vazgeçmek…

-Adem Abi, röportaj teklifimi kabul ettiğin için çok teşekkür ederim. Benim için çok faydalı olduğunu söyleyebilirim. Seni çok fazla sıkıştırmamış olma umuduyla son olarak ne mesaj vermek istersin?

Beni terlettin. Böyle zor bir söyleşi vermemiştim hiç. Ama bir özet yapayım; Aşk geçicidir, sevgi ve saygı kalıcı. İlişkilerinizde sabırlı olun. Almak istediğiniz kadar vermeniz gerektiğini de bilin. Emek harcayın. Mutlu olmak için mutlu etmek gerektiğini unutmayın. Güven verin, empati yapın güven duyun.

YORUM EKLE

Güvenlik Kodu

DİĞER HABERLER

ANKET

SONRAKİ HABER

Gebze'de konuştu Başbakan Yıldırım: “Yolları böleriz ama Türkiye'yi böldürtmeyiz”

Gebze'de konuştu Başbakan Yıldırım: “Yolları böleriz ama Türkiye'yi böldürtmeyiz”